Preeklampsi Nedir?


Preeklampsi gebeliğin ikinci yarısında yani 20. haftasından sonra ortaya çıkan hem anne hem de bebeğin hayatını riske atan bir hastalıktır. Preeklampsi günlük hayatta gebelik zehirlenmesi olarak da isimlendirilmektedir ve gerçekten sadece gebelikte ortaya çıkan bir durum olup annenin tüm sistemlerini olumsuz etkilemekte dolayısıyla anne karnındaki bebek için de pek çok risk barındırmaktadır. Hastalığın genel tanımlaması daha önceden kan basınçları bilinen ve normal sınırlarda olan (yani önceden hipertansiyonu olmayan) bir gebede, gebeliğin genellikle ikinci yarısında kan basıncının artışı (140/90 mm/Hg’nin üzerine çıkması) ve idrarda protein kaçağı olması olarak yapılabilir. 

Önceleri annenin vücudunda şişlik (ödem) olması da preeklampsi tanısında kullanılmış olmakla birlikte, gebelerde ortaya çıkan fizyolojik ödem ile karıştırılabildiği için ödem preeklampsi tanısında kriter olmaktan çıkartılmıştır.Preeklampsi gebeliğin ikinci yarısında ortaya çıkan ve hem anne hem de bebeğin hayatını riske atan bir hastalıktır. Hastalığın genel tanımlaması gebede kan basıncının artışı (140/90 mm/Hg)’nin üzerine çıkması ve idrarda protein kaçağı olması olarak yapılabilir. Önceleri annenin vücudunda şişlik (ödem) olması da preeklampsi tanısında kullanılmış olmakla birlikte, gebelerde ortaya çıkan ödem ile karışıklığa neden olabildiği için ödem preeklampsi tanısında kriter olmaktan çıkartılmıştır.

preeklampsi

Preeklampsi neden oluşur?

Preeklampsi 100 yıldan daha uzun bir süredir bilinmesine rağmen neden oluştuğu tam olarak ortaya konulabilmiş değildir. Mevcut tıp bilgileri preeklampsi oluşmasında bebeğin eşinin (plasenta) rahim duvarına yerleşiminin normalden daha kötü (yetersiz trofoblastik invazyon) olduğunu desteklemektedir. Plasentanın rahim duvarına yerleşiminin kısıtlı olması nedeniyle plasentanın yerleştiği alandan pek çok maddenin annenin sistemik dolaşımına katıldığı ve sistemik dolaşımda damarların en iç tabakasını oluşturan hücrelerde (damar endotel hücreleri) hasar oluşturduğu bilinmektedir. Bu şekilde annenin vücudundaki bütün damarlarda oluşan sorun preeklampsiyi annenin bütün organlarını (beyin, akciğer, kalp, karaciğer, böbrek) tehdit eden bir sistemik hastalık haline getirmektedir.

Preeklampsi Anne İçin Risk Oluşturur mu?

Anneye ait bütün damarlarda hasar oluşturması nedeniyle damar dışına sıvı sızması, anneye ait bütün sistemleri etkilemektedir. Beyin dışına sıvı sızması beyin ödemine neden olmakta, bu nedenle de annede baş ağrısı, görme bozuklukları (bulanık görme, gözünün önünden ışıklı cisimler geçmesi, görme alanında kayıp siyah kısımlar) kafa içi basıncı artışı nedeniyle kusmalar, daha ileri aşamalarda beynin tüm fonksiyonlarında etkilenmenin sonucu olarak şuur kaybı, havale geçirme (eklampsi) ve kasılmalar ortaya çıkabilmektedir. Eklampsi (şuur kaybı, kasılmalar) durumunda annenin ağızdaki tükürük vb materyalin akciğere kaçması nedeniyle akciğer hasarı gibi ciddi tablolara neden olabilmektedir. Preeklampsi olgularında akciğerde de ödem ortaya çıkarak akciğer fonksiyonlarının bozulmasına neden olmakta, anne oksijeni alıp karbondioksiti veremediği için solunum açlığı çekmekte, yüz rengi siyahlaşmakta ve metabolik durumu kötüleşmektedir.

Benzer şekilde karaciğerde de damar dışına sıvı sızması karaciğerde ödeme neden olmakta, ödem sıvısı karaciğer kapsülü altında birikerek karnın sağ üst kısmında ağrıya neden olmakta ve karaciğer fonksiyonlarında bozulmaya yol açmaktadır. İhmal edilmiş olgularda karaciğer kapsülünde yırtılmalar olabilmekte ve hasta için acil ve riskli müdahaleler zorunlu hale gelebilmektedir. Yine karaciğer hasarı ve pıhtılaşma sorunları nedeniyle HELLP sendromu (hemoliz: kırmızı kan hücrelerinde parçalanma, karaciğer enzimlerinde artma ve kanın pıhtılaşmasını sağlayan trombositlerde sayıca azalma) denilen çok ağır bir tablo da görülebilmektedir. HELLP sendromu annenin hayatını tehdit eden çok ağır bir tablo olarak karşımıza çıkmaktadır. Damar dışına sıvı sızması nedeniyle damar içerisinde dolaşan hacim azalacağından böbreğe giden kan akımı azalmakta, buna bağlı idrar miktarı azalmakta, uzun süre devam edecek olursa böbrek yetmezliği ortaya çıkabilmektedir. Benzer şekilde rahime (uterus) giden kan akımı azalacağından, plasenta yerleşimi de kısıtlı olduğundan bebekte gelişme geriliği, metabolik sorunlar, bebeğin suyunun azalması ve hatta ölüm görülebilmektedir.

Preeklampsi Bebek İçin Risk Oluşturur mu?

Preeklampside bebeğin eşinin (plasenta) yeteri kadar rahim duvarına yerleşememesi bebeğin ihtiyaçlarının karşılanmasında yetersizliklere neden olacaktır. Bebeğin temel ihtiyaçlarının yeteri kadar karşılanamaması, onun akranlarına göre daha küçük (gelişme geriliği), suyunun azalması (oligohidramniyoz), onun oksijensiz kalması (hipoksi) ve hatta ağır özür ve ölüm gibi daha ağır sorunlara neden olabilmektedir. Bu nedenle hem anne hem de bebek için iyi bir değerlendirme ve yönetim hayati önem taşımaktadır.

3[1]

Preeklampsi Tanısı Nasıl Konulur?

Preeklampsi tanısı daha önceden tansiyonları (kan basıncı) normal olan bir hamilede kan basıncı artışı (140/90 mm/Hg) ve yukarıda anlatılan damar endoteli hasarının varlığı ile konulmaktadır. Damar endoteli hasarının belirtisi olarak idrarda protein kaçağı, beyin ödemi ile ilgili yukarıda sayılan durumların varlığı, akciğer, karaciğer ve kan sistemi ile ilgili yukarıda sayılan bulguların varlığı durumunda preeklampsi tanısı konulmaktadır.

Preeklampsi Nasıl Tedavi Edilir?

Preeklampsinin tedavisi esas olarak doğumdur. Gebeliğin sonlandırılması ve plasentanın çıkartılmasından sonra annenin durumunun iyileşmesi beklenir. Doğum (gebeliğin sonlandırılması) anne için en iyi yol olmakla birlikte bebek için her zaman en iyi seçenek değildir. Zira bebek büyümesini ve olgunlaşmasını tamamlamadan alınacak doğum kararı, erken doğum (prematürite) nedeniyle bebek için ağır özürler ve hatta ölüm riskini barındırabilmektedir. Bu nedenler preeklampsi de sınıflamaya tabii tutulmuş ve ciddi preeklampsi olan olgular (hastalığın ağır formu, ağır preeklampsi) için doğum kararı uygulanırken, ciddi form özellikleri taşımayan preeklampsi olguları için dikkatli ve sıkı takip ile gebeliğin mümkün olduğu kadar uzatılarak bebeğin büyümesi ve olgunlaşması için zaman kazanılmaya çalışmak amaçlanmaktadır. Ciddi preeklampsi özellikleri göstermeyen olgular takip sırasında bu özellikleri gösteren yani ciddi forma dönerse o zaman yine anne hayatını daha fazla riske atmamak için doğum kararı alınmaktadır.

Preeklampsi Hastaları Nasıl Doğurtulmalıdır En iyi Doğum Şekli Nedir?

Preeklampsi hastalarında doğum kararı verildikten sonra doğumun hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi planlanır. Preeklampsi hastalarında sezaryen ile doğumun, annenin hastalığının iyileşmesi bakımından normal doğuma herhangi bir üstünlüğü ortaya konulabilmiş değildir. Bu nedenle sezaryen yapılması zorunlu olan durumlar dışında doğum şekli için ilk seçenek normal doğum olarak düşünülmektedir. Yani sezaryen ihtiyacı özellikle yok ise tercih edilen doğum şekli normal vajinal doğumdur. Sezaryen ile doğum ancak tıbbi gereklilik durumlarında (plasenta previa, fetal distres: bebeğin sıkıntıda olması, normal doğum için gerekli doğum eyleminde başarısızlık vb.) durumlarda düşünülmektedir. Yine de bu karar verilirken de hastaların bireyselleştirilmesi önemli hale gelmektedir.

Preeklampsi Gelişecek Hastalar Önceden Belirlenebilir mi?

Preeklampsi hastalarında doğum kararı verildikten sonra doğumun hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi planlanır. Preeklampsi hastalarında sezaryen ile doğumun, annenin hastalığının iyileşmesi bakımından normal doğuma herhangi bir üstünlüğü ortaya konulabilmiş değildir. Bu nedenle sezaryen yapılması zorunlu olan durumlar dışında doğum şekli için ilk seçenek normal vajinal doğumdur. Yani sezaryen ihtiyacı özellikle yok ise tercih edilen doğum şekli normal vajinal doğumdur. Sezaryen ile doğum ancak tıbbi gereklilik durumlarında (plasenta previa, fetal distres: bebeğin sıkıntıda olması, normal doğum için gerekli doğum eyleminde başarısızlık vb.) durumlarda düşünülmektedir. Yine de bu karar verilirken de hastaların bireyselleştirilmesi önemlidir.

Preeklampsi Gelişimi Önlenebilir mi?

Preeklampsi gelişmesin diye anne adayları üzerinde yapılan çalışmalar, bazı gruplarda preeklampsi gelişimi riskinin azaltılabileceğini göstermiştir. Bu gruplara yapılacak müdahaleler ile preeklampsi gelişimi riski azaltılabilmektedir. Daha önceki gebeliğinde preeklampsi gelişen olgular, gebe kalmadan önce yüksek tansiyonu (hipertansiyon) olan olgular, gebelikten önce diyabet ve böbrek hastalığı olgular ile sistemik lupus eritematozus gibi bağ dokusu hastalığı olan olgular preeklampsi gelişmesin diye önleyici yaklaşımdan yarar görmektedirler. Önleyici tedavinin, bebeğin eşinin (plasenta) gelişimini tamamlamadan önce yapılması önem kazanmaktadır ve önleyici yaklaşımların erken gebelik haftalarında başlanması başarıyı etkilemektedir. Özellikle plasenta gelişiminin gebeliğin yirminci hastasında tamamlandığı düşünülürse bu aşamadan sonra önleyici tedavinin işe yaramayacağı düşünülür. Yukarıda sayılan yüksek riskli gruplarda önleyici tedavi (asetil salisilik asit 100 mg/gün) başlanırsa Preeklampsi gelişimini önlemede işe yaradığı bilimsel çalışmalar ile ispatlanmıştır.

yuksek-riskli-gebelik-selahatinkumru

Preeklampsi ile ilgili yayımlanmış bilimsel makalelerimiz:

2006 Feb 1;124(2):164-7. doi: 10.1016/j.ejogrb.2005.05.007. Epub 2005

Proteinuria in preeclampsia: is it important?

Özkara A, Kaya AE, Başbuğ A, Ökten SB, Doğan O, Çağlar M, Kumru S.Ginekol Pol. 

2018;89(5):256-261. doi:  10.5603/GP.a2018.0044.

Mean platelet volume, neutrophil-lymphocyte ratio and platelet-lymphocyte ratio in severe preeclampsia.

Yavuzcan A, Cağlar M, Ustün Y, Dilbaz S, Ozdemir I, Yildiz E, Ozbilgeç S, Kumru S.Ginekol Pol.

2014 Mar;85(3):197-203.
2003 Aug;94(2):105-12. doi: 10.1385/BTER:94:2:105.
2004 Jun 15;114(2):177-81. doi: 10.1016/j.ejogrb.2003.10.023.

Serum leptin and ghrelin concentrations of maternal serum, arterial and venous cord blood in healthy and preeclamptic pregnant women.

Aydin S, Guzel SP, Kumru S, Aydin S, Akin O, Kavak E, Sahin I, Bozkurt M, Halifeoglu I.J Physiol Biochem.

2008 Mar;64(1):51-9. doi: 10.1007/BF03168234.

Ulusal Hakemli Dergiler

Kumru S, Gurates B, Sapmaz E, Özcan Z, Aydin S, ‘’Hafif ve ağır preeklampsi olgularinda plazma homosistein düzeylerinin araştırılması,’’

 

 

Perinatoloji Dergisi, 1, 25-28 (2004).

Kumru S, Şimşek M, Gürateş B, Sapmaz E, Özcan Z Nalbant M, Aygün D, ‘’HELLP sendromu ve ağır preeklampsi olgularında maternal ve fetal sonuçların karşılaştırılması,’’ 

 

 

Perinatoloji Dergisi, 13, 9-14 (2005).
Preeklampsi gelişimi için yüksek risk taşıyan gebelere ilaç verilerek preeklampsi gelişimi riski azaltılabilir.
Preeklampsi tüm gebelerde yaklaşık yüzde beş sıklıkla görülür. Önceden preeklampsi geçirenler, kronik hipertansiyon, diyabet,böbrek hastalığı, lupus gibi kollajen doku hastalığı olanlarda daha sık görülür.
Preeklampsi hastalarında anne ve bebek için sezaryen zorunlu değil ise en iyi doğum şekli vajinal doğumdur.