sporcularda-idrar-kacirma

Sporcularda İdrar Kaçırma

Sporcularda idrar kaçırma çok can sıkıcı bir durum olarak ortaya çıksa da günümüzde bu sorun çeşitli egzersizler sonucu çözüme ulaşmaktadır. Hem tıbbi müdahaleler sonucunda bu sorununuzdan kurtulabilir hem de yapmış olduğunuz egzersizlere yenilerini ekleyerek sağlıklı bir idrar yapısına sahip olabilirsiniz. 

İdrar Kaçırmaya Karşı Ne Tür Egzersizler Yapılabilir?

Sporcularımız olağanüstü çabalar ile hazırlandıkları yarışmalara katıldıklarında beklenmedik bir tabloyla karşı karşıya kalabiliyorlar. Onları zor duruma sokan bu idrar kaçırma sorunu, yarışmalarını kötü etkilediği gibi sonrasında psikolojik sorunlar da yaratabilmekte. 

Sporcuların ve belli bir yaşın üzerine ulaşan insanların yaşamış olduğu idrar kaçırma durumlarına artık basit yöntemlerle çözüm bulunabilmekte. Tıbbın ilerlemesiyle beraber birkaç aktivite ve egzersiz sayesinde sonuç alınabildiği gibi tıbbi müdahalelerle de gelişme sağlanabilmekte. Örneğin, tıbbi müdahalelere gerek bırakmadan, kasları güçlendirerek idrar kontrolünün sağlandığı egzersizler, günümüzde gitgide yaygınlaşıyor. Bu egzersizlerin en bilineni ise pelvik taban egzersizleri. 

İdrar kaçırma, sık sık idrara çıkma, kasıkta ağrı ve sporcularda idrar kaçırma gibi durumlarda pelvik taban egzersizleri sıkça kullanılmaktadır. Pelvik taban egzersizleri ile yaşamış olduğunuz bu durumları azaltacak hatta doğru uyguladığınız sürece tamamen bitirme aşamasına geleceksiniz.

Pelvik taban denilen kısım; mesane, yumurtalık ve rahim gibi alanlarda da destek oluşturan kas tabakası gruplarının adıdır. Pelvik taban kasları, kor bölgesinin önemli bir kısmını da oluşturur. Bununla birlikte karın kasları, kalça kavşağı ve diyaframla beraber çalışarak kor bölgesinin stabil bir şekilde kalmasını sağlar. Bu sayede güçlü yapıya sahip olan kaslar, kendi kontrollerini sağlayarak olası bir idrar kaçırma durumuna izin vermeyecektir. 

Pelvik taban egzersizlerini doğru bir şekilde yaparsanız;

  • Anal sfinkter ve pelvik taban kaslarının güç seviyesi artacaktır.
  • Pelvik taban kaslarının düzensiz bir şekilde değil, kontrollü bir şekilde gevşemesini sağlayacaksınız. Bu sayede idrar problemleriniz çok daha az yaşanacaktır.
  • Perinenin gücünde ve esnekliğinde artış yaşanacaktır.
  • İdrar kaçırma olaylarınız eski seviyelere nazaran çok daha az görülecektir.
  • Gaz çıkarma ve dışkı kontrolünüz de egzersizlerle beraber kontrollü bir şekilde olacaktır.
  • Genital organ prolapsusu, yani sarkma ihtimali azalış gösterecektir.
  • Normal doğum esnasında vajinanızda yırtık oluşma riski azalacaktır.
  • Cinsel işlev bozukluğunuz azalacak ve normal seviyelere dönecektir.

Sporcularda idrar kaçırma durumları da bu egzersizler sayesinde artık çok daha az yaşanacaktır. Yalnız pelvik taban kasları egzersizlerinin doğru uygulama aşasına geçilmesi için bu uygulama esnasında kasma ve gevşetme işlemlerinin doğru yapılması gerekmektedir. Sporcular bu konularda daha bilgili oldukları için avantajlıdırlar. Daha önce kasma ve gevşetme antrenmanı yapmayanlar ise bu konu üzerinde kesinlikle çalışmalıdırlar.

Pelvik taban kaslarını bilmeyenler için kolay bir yöntem bulunmaktadır. İdrarınızı yaparken idrarınızı kesmek için kullandığınız kaslar, pelvik taban kaslarıdır. Bu kasları bir deneme esnasında hissetmeniz, sizin için doğru kasları bulma konusunda bir fikir oluşturacaktır. Ancak idrar esnasında bu işlemi sık sık uygularsanız üretranız zarar görebilir. Aynı şekilde gaz ihtiyacınız geldiğinde kendinizi sıkarak çıkışı engellediğiniz kaslar da pelvik taban kaslarıdır.

Sporcularda idrar kaçırma sorununa da çözüm sağlayan pelvik taban egzersizlerinin uygulanma aşaması şu şekildedir:

  • Egzersizleri planlarken sorununuzun büyüklüğüne göre bir planlama yapmalısınız.
  • Egzersizleri ayakta, oturarak ya da sırt üstü vaziyetlerde yapabilirsiniz.
  • Egzersiz için hazırlanırken üzerinizde rahat kıyafetler olduğundan emin olun.
  • Egzersiz öncesinde önlem amaçlı olarak idrarınızı ve dışkınızı yapın.
  • Başınızı sert bir zemine koymamak için bir yastıktan yardım alın ve düz bir zemine uzanarak dizlerinizi kendinize doğru paralel olarak çekin.
  • Kaslarınızı sıkmadan önce uzun bir nefes alın ve verin. 
  • Nefes alıp verdikten sonra kaslarınıza odaklanın.
  • İdrarı ve dışkınızı çıkarmayarak tuttuğunuz gibi aynı şekilde pelvik kaslarınızı sıkın ve 10’a kadar sayın.
  • Daha sonrasında ise 10’a kadar sayarak gevşeyin.
  • Egzersiz sırasında nefesinizi tutmamaya özen gösterin.

Egzersize yeni başlayanlar için bu idman başlarda zor gelecektir. Çünkü kaslarınız kasıldıkça ağrıma yapacak ve 10 saniye kadar sıkmak bile sizi zorlayacaktır. Ancak antrenmanlı olduğunuz zaman dilimlerinde bu saniyeleri oldukça yüksek seviyelere çıkarabilirsiniz. Bu yüzden sporcularda idrar kaçırma tedavisi çok daha kısa sürede gerçekleşmektedir. Antrenmanlı olan sporcular bu kasma ve gevşetme saniyelerini uzun limitlere yayarak daha sıkı bir gelişim ortaya koyarlar.

Bu egzersizlere 8 ila 10 hafta boyunca aralıksız devam ederseniz şikâyetlerinizde azalmalar olduğunu fark edeceksiniz. Ancak bu azalmalar sonrasında asla durmamanız gerekiyor. Egzersizlere ömür boyu devam etmeli ve pelvik taban kaslarınızı sürekli güçlü tutmalısınız.

Pelvik taban kasları hakkında daha detaylı bilgiye sahip olmak ve egzersizleri doğru yapıp yapmadığınızı anlamak için bizlerle iletişime geçebilirsiniz. Sporcularda idrar kaçırma durumlarında uzman ekibimiz ile sizlere yardım ediyor ve bu durumu tamamen yok etmeye çalışıyoruz. Sizler de bize ulaşabilir ve konu hakkında daha detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz.

İdrar Kasları Nasıl Güçlendirilir?

İdrar kaslarınızı güçlendirmek için devamlı olarak egzersizler yapmalısınız. Sporcularda idrar kaçırma durumları, devamlı egzersizler sonrasında azalma göstermektedir. Bu egzersizlerinizi idrar kaçırma durumları azaldığında kesinlikle bırakmamalısınız. Bilmelisiniz ki bırakıldığı zaman bir süre sonra aynı sorunlar yine ortaya çıkacaktır. İdrar kaslarınızı daima güçlü tutmalı ve asla zayıflamasına izin vermemelisiniz. Özellikle de sporcular, kendi sağlıklarını düşündükleri gibi aynı zamanda katılacakları yarışmaları da düşünmeli ve egzersizlerinin arasına kesinlikle pelvik taban egzersizlerini de eklemelidir. Bu sayede yarışma ya da antrenman sırasında bu tarz sorun yaşamamayı garanti altına almış olurlar.

İdrar kaslarınızı güçlü tutmak için birçok egzersiz çeşidi bulunmakta. Bu egzersizlerde genellikle pelvik taban kaslarını güçlendirici uygulamalar hedef alınıyor. Bunun sayesinde gelişen pelvik taban kasları, idrarınızı kontrol etmenizi ve izniniz dâhilinde bir kaçırma olmamasını sağlıyor. 

Pelvik taban kaslarınızın güçlenmesi sonucunda, idrarınızın çıkışını sağlayan bölümdeki kaslarınız güçlenmiş oluyor. Bununla beraber idrar kaslarınız güçleniyor ve toplum içinde ya da yalnızken idrar kaçırma durumları yaşamıyorsunuz. 

İdrar kaslarının nasıl güçleneceği gibi merak ettiğiniz konular hakkında bizlere danışmayı unutmayın. Uzman ekibimizle beraber sizler için en iyi tedavi planlamasını analiz ediyoruz. Şimdi bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Zıplarken İdrar Kaçırma Neden Olur?

Sporcularda idrar kaçırma durumu, birçok farklı şekillerde görülebilir. Zıplarken, gülerken hatta hapşırırken idrarlarını tutamaz ve kaçırırlar. Bu durum onlar için psikolojik sorunlar da yaratır. Sosyal ve hijyenik sorunların bir arada olduğu bu anlarda, psikolojik sorunların baş göstermesi, durumu daha da kötüleştirmektedir.

Zıplarken idrar kaçırma durumu, yine aynı şekilde pelvik taban kaslarının zayıf olmasından kaynaklanmaktadır. Kimi zaman bu kas zayıflıklarının yanına sigara kullanımı, gereğinden fazla kilolu olmak, kabızlık yaşamak ve rahim ameliyatı olmak da eklenir. Ancak sporcularda idrar kaçırma durumunun başlıca sebepleri, pelvik taban kaslarından kaynaklanır. 

Pelvik taban kasları sebebi ile oluşan idrar kaçırmalarına çözüm olarak size sunduğumuz egzersizleri yapabilirsiniz. Daha detaylı ve kesin bir çözüm istiyorsanız bizler size tedavi yolunda da yardım etmekteyiz. https://www.selahattinkumru.com/ üzerinden bizlere ulaşıp, daha detaylı bir görüşme sağlayarak konu hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

Önceki yazımıza https://www.selahattinkumru.com/uclu-tarama-testi-nedir-ne-zaman-yapilir/ linkinden ulaşabilirsiniz.

uclu-tarama-testi-nedir-ne-zaman-yapilir

Üçlü Tarama Testi Nedir, Ne Zaman Yapılır?

Gebelik süreci hem anne hem de bebek için çeşitli komplikasyonları içerisinde barındıran karmaşık ve yorucu bir süreçtir. Gebelik süreci boyunca ortaya çıkması muhtemel tüm sağlık sorunlarının erken dönemde tespit edilmesi, anne ve bebek sağlığını kontrol altında tutmak için son derece önemlidir. Bazı komplikasyonlar, altta yatan farklı hastalıkların belirtisi olabilir. Bu nedenle gebelik sürecinin başından itibaren hekimin belirlediği düzenli gebelik kontrollerinin aksatılmaması, zamanında yapılması ve sonuçların kayıt altında tutulması gerekir. Yapılacak olan ikili ve üçlü tarama testlerinin zamanı değişmese dahi, her hekim her hastaya aynı rutin kontrol sürecini uygulamaz. Bu noktada birçok farklı kıstas ele alınır ve her anne adayına özel bir süreç yönetilir.

Çeşitli tarama testlerini içerisinde barındıran üçlü tarama testi hem bebek gelişiminin takibini sürdürmek hem de gebeliğin anne üzerindeki etkilerini gözlemlemek amacıyla belirli aralıklarla gerçekleştirilen testlere verilen isimdir. Anne ve bebek, üçlü tarama testi ile sistematik bir şekilde değerlendirmeye alınmaktadır. Bu bağlamda gebelik süreci ile doğum ve doğumdan sonraki süreçte meydana gelebilecek herhangi bir sağlık sorununa karşı erken tanı yapılır ve gerekli önlemler alınır.

Özellikle Down sendromu gibi kromozom temelli sorunların önceden tespit edilmesi için üçlü tarama testinin aksatılmaması son derece önemlidir. Olası bir Down sendromu tespiti için üçlü tarama testinin önemi, böyle bir durumla karşılaşıldığında gebelik ve doğum sürecinin en iyi şekilde geçirilmesi noktasında karşımıza çıkar. Özellikle son dönemde, bebekle ilgili meydana gelebilecek herhangi bir hastalığın önceden tespit edilmesi, çiftlerin tekrar bebek sahibi olma konusundaki isteklerini yönlendirmektedir.

Üçlü Tarama Testinin Önemi

İlk uygulanmaya başlandığı süreçte üçlü tarama testi, yalnızca olası bir Down sendromunu önceden saptamak amacıyla kullanılmıştır. Günümüzde ise üçlü tarama testi sayesinde trizomi 18, trizomi 21 gibi kromozom anomalilerinin tespitinin yanı sıra bebeğin gelişimini ciddi anlamda olumsuz etkileyecek nöral tüp defektleri de tespit edilmektedir. Genetik hastalıkların tespit edilmesinin yanı sıra üçlü tarama testi sayesinde bebekle ilgili birçok farklı sağlık sorununun da önceden tespit edilmesi ve buna uygun önlemlerin alınması mümkündür. Bu bağlamda yapılan araştırmalar, üçlü tarama testinin önemini ortaya koymuştur.

Üçlü tarama testi ile tespit edilebilen ve erken dönemde önlemlerin alınmasını sağlayan bir diğer durum da gebelik zehirlenmesidir. Gebelik zehirlenmesi, annenin kan basıncında ani artış yaşanmasıyla birlikte başta böbrek olmak üzere diğer organların da fonksiyonlarının bozulmasını meydana getirir. Bu durum, plasentaya giden kan akışının azalmasına sebep olarak bebekte dolaşım bozukluğuna neden olur ve çeşitli sağlık problemleri ortaya çıkar. Organ kaybı ve daha uç noktada ölüme sebebiyet verebilecek bu tür komplikasyonların testlerle önceden tespit edilmesi ve buna bağlı önlemlerin alınması için üçlü tarama testi büyük önem arz eder.

Üçlü tarama testi ile ilgili son yapılan araştırmalar, bebekte görülebilen bir gelişim bozukluğu olarak adlandırılan IUGR ve buna benzer bozuklukların erken dönemde tespit edilebildiğini ortaya koymuştur. Aynı zamanda “diabetes mellitus” adı verilen ve annenin yaşı ile birlikte değerlendirmeye alınan unkonjuge estriol, hCG ve AFP seviyelerinin kontrolleri de üçlü tarama testi ile sağlanabilir.

Üçlü Tarama Testi Nasıl Yapılır?

Üçlü tarama testi, öncelikle anneden kan alınmasıyla başlar. Alınan bu kanla hedeflenen, total beta-human koryonik gonadotropin, unkonjuge estriol ve alfa-fetoprotein değerlerinin ölçülmesidir. Ardından gebelik haftasına uygun olarak bu değerler, medyan değerlerle bölünerek Multiple of Median birimine dönüştürülür ve değerlendirmeye alınır. Bu değerlendirme sürecinde kan örneğinin alındığı gebelik haftasının kaçıncı hafta olduğu, annenin yaşı, kilosu, sigara kullanıp kullanmadığı ve daha birçok kıstas birlikte ele alınıp değerlendirilir. Sigara kullanımı bu anlamda önemli bir faktör olarak karşımıza çıkar. Anne adayının sigara kullanıyor olması ve bunu hamilelik sürecinde de devam ettirmesi, bebek için son derece tehlikeli ve çeşitli komplikasyonları meydana getirecek etkide olabilir. Anne adayı sigara kullanıyor olsa dahi hamilelik sürecinde sigara kullanılması kesinlikle yapılmaması gereken bir olgudur. 

Üçlü Tarama Testi Ne Zaman Yapılır?

Hekim tarafından belirlenen günlerde düzenli olan yapılan üçlü tarama testinden net bir sonuç almak için kan içerisinde bulunan total beta-human koryonik gonadotropin, alfa-fetoprotein, ve unkonjuge estriol değerlerinin en doğru zaman içerisinde ölçülmesi gereklidir. Tarama testleri bazı kıstaslara bağlı olarak gebeliğin farklı dönemlerinde birbirinden farklı yöntemlerle uygulanabilir. İlk üç ay içerisindeki dönemde yapılan ikili testler, pek çok komplikasyonun tespitini sağlasa dahi ileriki dönemde üçlü tarama testinin yapılması ve durumun tekrar değerlendirilmesi kesinlikle gereklidir. Üçlü tarama testi, ikinci trimester (gebeliğin ikinci üç aylık süreci) döneminde gerçekleştirilen testler arasındaki dönemde uygulanır. Bu süreç genel olarak gebeliğin 16. ve 18. haftalarına denk gelir.

Üçlü Tarama Testinin Yüksek Çıkması Hangi Anlamı Taşır?

Unkonjuge estriol değerinin düşük, beta-human koryonik gonadotropin (hCG) ve alfa-fetoprotein (AFP) değerlerinin yüksek olması, nöral tüp defekti veya kromozom anomalisinin bir belirtisi olabilir. Alfa-fetoprotein (AFP) değerinin yüksek değerde olması her zaman nöral tüp defekti ve kromozom anomalisinin meydana gelmesi demek değildir. Bu durumda genel olarak gebelik hipertansiyonu, düşük doğum, fetal distres, oligohidramnios, fetal/neonatal ölüm ve intrauterin gelişim geriliği (IUGR) gebelerde daha sık rastlanılan komplikasyonlardandır. Kanda hCG düzeyinin yüksek çıkması, gebelik hipertansiyonunun en belirgin işaretlerindendir ve erken dönemde mutlaka tespit edilmesi gerekir. Bunun yanı sıra unkonjuge estriol değerinin düşük olması da gebelik dolayısıyla hipertansiyon belirtilerindendir.

Üçlü Tarama Testi Yaptırması Gereken Öncelikli Gruplar

Gebelik süreci içerisinde olan her annenin mutlaka ikili ve üçlü tarama testi yaptırması gerekir. Bir de üçlü tarama testi yaptırması kesinlikle gerekli olan öncelikli gruplar vardır. Bunlar:

  • Gebelikte kullanılmaması gereken ilaçları kullanmış olanlar,
  • Yüksek radyasyona maruz kalanlar,
  • Diyabet hastalığına sahip olanlar,
  • 35 yaş üstü anneler,
  • İkili tarama testi sonuçlarında risk bulunanlar.

Üçlü Tarama Testi Ne Kadar Güvenilir?

Üçlü tarama testinin kesinliğini engelleyen bazı faktörler mevcuttur. Bunlar genellikle anne adaylarının verdikleri yanlış bilgilerden kaynaklanır. Örnek olarak yaş, kilo, mevcut gebelik haftası ve son adet kanaması tarihi gibi bilgileri sıralayabiliriz. Bilinmelidir ki üçlü tarama testi önemli bilgiler verse de Down sendromu ihtimali yüksek çıkan bebeklerin oldukça sağlıklı bir şekilde dünyaya geldiği, hiçbir risk tespit edilmeyen bebeklerin ise doğumdan sonra farklı komplikasyonlarla karşılaştığı görülmüştür. Bu konuda en doğru yorumu yapacak olan, kişinin doktorudur. Tüm sürece hâkim olan doktor, en doğru bilgi ve yönlendirmeleri gerçekleştirir.

Problemli bir bebek dünyaya getirmekten çekinen anne ve baba adayları, doğumdan önce yapılan testlerle kesine yakın sonuçlar alıp kürtaj yoluna başvurabiliyorlar. İşte tam da bu noktada ikili ve üçlü tarama testlerinin önemi yadsınamaz. Prof. Dr. Selahattin Kumru kliniğinde yaptıracağınız üçlü tarama testi ile kesine yakın sonuçlar alıp gebelik hakkındaki kararlarınızı yönetebilirsiniz. Bu bağlamda kliniğimiz, son teknoloji tıbbi cihazlarla hizmet vermektedir. Üçlü tarama testi yaptırmak için ilgili iletişim kanallarımızdan bizlere ulaşabilir ve randevu alabilirsiniz. 

Önceki yazımıza https://www.selahattinkumru.com/rahimde-polip-nedir/ linkinden ulaşabilirsiniz.

rahimde-polip-nedir

Rahimde Polip Nedir?

Endometrium, yani rahim iç astarında ortaya çıkan büyümeler, rahim polipleri olarak adlandırılır. Endometriumda ortaya çıktıkları için endometrial polipler olarak da adlandırılırlar. Birkaç santimetre veya birkaç milimetre büyüklüğünde olan rahim polipleri, yuvarlak ya da oval şekle sahiplerdir. Kişiden kişiye değişmekle beraber bir veya birden fazla polip ortaya çıkabilir. Rahim polipleri genellikle iyi huylu, yani kansersiz olsalar da adet kanaması ve gebelikle ilgili bazı problemleri meydana getirebilirler. Özellikle adet kanamasında düzensizlik bulunan her 10 kadından 1 tanesinde rahim poliplerine rastlanır.

Rahimde Polip Neden Olur?

Rahimde polip oluşmasının sebepleri tam olarak bilinmemektedir. Bugüne dek yapılan araştırmaların kesin bir sonuç ortaya koymaması dolayısıyla hastalara net bir sebep sunulamaz. Fakat yine yapılan araştırmalarda saptanan durumlar, hormon seviyelerinde dalgalanmaların yaşanmasının rahim poliplerinin oluşumunda bir faktör olduğunu ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra rahimde polip büyümesinin bir diğer sebebi olarak, her ay düzenli bir şekilde endometriumun kalınlaşmasına sebebiyet veren östrojenler gösterilebilir. Rahimde oluşan poliplerin sebebinin bilinememesi, tedavi edilmemesi için herhangi bir engel ortaya koymaz.

Rahimde Polip Belirtileri Nelerdir?

Rahim polipleri aşağıdaki semptomlarla kendilerini belli edebilirler:
● Düzensiz adet kanaması
● Adet dönemlerinde anormal derecede yoğun kanama
● Adet dönemi arasında meydana gelen lekelenmeler ve kanamalar
● Menopozdan sonra meydana gelen lekelenmeler ve kanamalar
● Uzun süreli adet kanaması (menoraji)
● Cinsel ilişki sonrası kanama

Yukarıdaki belirtilerden en yaygın olanı düzensiz ve aşırı adet kanamalarıdır. Rahim poliplerine sahip kadınların neredeyse yarısında düzensiz ve aşırı adet kanaması meydana gelir. Normal adet dönemi genelde 28 günde bir meydana gelirken rahim poliplerine sahip kadınlarda bu süreç 21 – 35 gün arasından daha farklı şekilde değişkenlik gösterir.

Çok kişide görülmeyen ve daha nadir olarak adlandırabileceğimiz menopozdan sonra kanama, uzun süreli kanama, cinsel ilişkiden sonra kanama ve dönemler arası kanama, genelde rahim poliplerine sahip 10 kadından 1 tanesinde görülebilir. Bunlardan farklı olarak gebelik dönemi de rahim polipleri hakkında belirti verebilir. Bu belirtiler arasında gebe kalamama ve hamileliğin sonuca ulaşmaması yer alır.

Rahimde Polip Teşhisi Nasıl Konulur?

Rahimde polip teşhisinin koyulması için öncelikle başvurulan hekimin hasta hakkında bazı sorulara cevap bulması gerekir. Bu soruların en başında adet kanaması ile ilgili sorular yer alır. Adet geçmişi hakkında bilgi edinilmesi, doktorunuzun teşhis koyması için önemli bir adımdır. Bu anlamda hangi sıklıkla adet olunduğu ve adet arası dönemlerde lekelenmelerin meydana gelip gelmediği gibi sorular cevaplandırılmalıdır. Bu cevaplar sonucunda jinekolojik muayene ve gerekliliğe bağlı olarak bazı testler uygulanır. Bu testler aşağıdaki gibidir:

● Histeroskopi: Rahim ağzından uterus kısmına uzun ve ince yapıda ucunda kamera bulunan bir tüpün yerleştirilmesiyle gerçekleştirilen histeroskopi ile rahim polipleri tespit edilebilir. Bunun yanı sıra histeroskopi yöntemi, gerek duyulduğunda poliplerin bulundukları yerlerden alınmaları için cerrahi sistemlerle birlikte de kullanılabilir ve poliplerin çıkartılmalarına fırsat sağlar.
● Transvajinal Ultrason: İnce bir cihaz olan ultrason transdüseri, vajinaya yerleştirilerek cihazın ses dalgaları yayması sağlanır. Mevcut olan pek çok anormal durumlar, bu yöntemle kolaylıkla tespit edilebilmektedir.
● Endometrial Biyopsi: Yumuşak, plastik bir alet kullanılarak gerçekleştirilen andometrial biyopsi yönteminde uterusun iç duvarlarından dokular toplanır ve incelemeye alınır. Herhangi anormal bir durumun olup olmadığının tespit edilmesi için alınan dokular laboratuvar ortamında incelenir.
● Sonohisterografi: Bu yöntem, transvajinal ultrasondan sonra yapılan bir işlemdir. Burada amaç, uterusun genişlemesini sağlamaktır. Bunun için katater ile steril bir sıvı, rahime aktarılır ve uterus boşluğundaki büyümeler net bir görüntü ile izlenir.
● Kürtaj: Rahim poliplerinin hem teşhisinde hem de tedavisinde kullanılabilen kürtaj yöntemi ameliyathanede gerçekleştirilir. Küret adı verilen metal alet ile rahim iç duvarlarından dokular toplanır. Küret ucunda bulunan küçük halkayla polipler ve doku kazınabilir. Dışarı çıkarılan polip veya dokularda kanser olup olmadığının belirlenmesi için laboratuvar ortamında polip veya dokular üzerinde incelemeler gerçekleştirilir.

Rahimde Polip Tedavisi Nedir, Nasıl Uygulanır?

Polip tedavisinin uygulanması için meydana geldiği bölge ve neden olduğu semptomlar önemlidir. Rahimde polip aşırı adet kanamasına ve yüksek düzey ağrılara sebep oluyorsa hem sürekli kanamalar nedeniyle kansızlık ve kansızlığa bağlı halsizlik, çabuk yorulma, efor kapasitesinde azalma hem de az da olsa kanser riski olduğundan durumun detaylıca incelenmesi gerekir. Tedavi gerektirecek diğer nedenleri de menopozdan sonra rahimde polip oluşması, kısırlığa neden olması, gebe kalmaya engel olması ve hamilelik sırasında düşüğe neden olması olarak sıralayabiliriz. Bu bağlamda rahimde polip tedavisi yöntemleri aşağıdaki gibidir:

● Histeroskopi
● Kürtaj
● İlaç Tedavisi

Histeroskopi ve kürtaj, yukarıda ele aldığımız üzere hem teşhis hem de tedavi için kullanılabilen yöntemlerdir. İlaç tedavisi de uygulanan yöntemlerden bir tanesi olmakla birlikte geçici bir çözümdür. Progestin ya da gonadotropin salgılatıcı hormon agonistleri benzeri ilaçlar hormon dengesini düzeltir ve geçici bir hafifleme sağlar. İlaçlar bırakıldığı takdirde ise semptomlar tekrar ortaya çıkmaya başlar.

Polip ve Hamilelik Süreci: Gebe Kalmaya Engel Mi?

Rahimde polip dolayısıyla üreme sorunlarının yaşanması oldukça muhtemel bir durumdur. Bu riskli durumla karşı karşıya kalmamak adına belirli bir büyüklüğe ulaşmış poliplerin mutlaka cerrahi yöntemlerle alınması uygun olacaktır. Hamile kalmayı engellemeleri de alınmaları için gerekli sebeplerden bir tanesidir. Bu durumda tüp bebek tedavisiyle hamile kalınıp kalınamayacağı da anne adayları tarafından en çok sorulan sorulardan biridir. 2 cm üzerinde olan tüm rahim polipleri hem doğal yoldan hem de tüp bebek yoluyla hamile kalmada zorluk oluşturabileceği bilinmektedir.

Tedavi Sonrası Polip Tekrar Meydana Gelir Mi?

Erken tanı her hastalıkta olduğu gibi rahimde polip durumunda da oldukça önemlidir. Histeroskopi ile çıkartılmış rahimde polip durumunun tekrar etme olasılığı çok düşüktür. Bununla birlikte menopoz öncesi %16 ila %44 oranı arasında bir risk mevcutken menopoz sonrası bu risk oldukça düşüktür. En doğru tedavi yönteminin uygulanması dahi tekrarlanma riskini tam olarak ortadan kaldırmaz. Zira başka polipler de ilerleyen zamanlarda ortaya çıkabilecektir. Rahimde polip tedavisi sonrasında, uygun hormon ilaçlarıyla tekrarlanma riski en aza düşürülmektedir. Rahimde polip tedavisi olan her kadının mutlaka düzenli olarak kontrollerinin gerçekleştirilmesi gerekir. Yapılan kontrollerle olası bir tekrarlama durumu tekrar erken tanı koyulması amacıyla son derece önemlidir.

Rahimde Polip ve Cinsellik

Rahimde polip bulunması, tek başına cinsel isteksizliğe neden olmaz fakat yaşanan cinsellik sırasında oluşan düzensiz kanamalar, kişiyi cinsellik yaşamaktan soğutabilir ve uzaklaştırabilir. Bunun yanı sıra rahim içerisinde herhangi bir enfeksiyonun yaşanmaması için tedavi uygulanmadan cinsel ilişkiye girmemek hem kişi hem de partneri açısından daha sağlıklı olacaktır.

Erken Tanı ve Tedavi

Prof. Dr. Selahattin Kumru kliniği olarak rahimde poliplerle ilgili tanı ve tedavi yöntemlerinde gelişmiş teknolojiden yararlanıyoruz. Kişiye özel tanı ve tedavi uygulamaları için ilgili iletişim kanallarımızdan bize ulaşabilir, randevu alabilir veya sitemiz içerisinde yer alan formu doldurarak bizlerin size ulaşmasını sağlayabilirsiniz.

Önceki yazımıza https://www.selahattinkumru.com/vajinismus-nedir-vajinismus-belirtileri-nelerdir/ linkinden ulaşabilirsiniz.

vajinismus-nedir-vajinismus-belirtileri-nelerdir

Vajinismus Nedir? Vajinismus Belirtileri Nelerdir?

Cinsel işlev bozukluğu olarak adlandırılan ve kadınlarda görülen vajinismus hastalığı, toplumdaki kadınların genel olarak %2’sinde görülmektedir. Vajinismus, cinsel birleşme anında penisin vajina içerisine girmesini doğal bir refleks olarak kasılmalarla engellemekte, dolayısıyla cinsel ilişki zor hatta imkânsız hale gelmektedir.

Psikolojik bir temele dayanan bu hastalık, psikolojik tedavilerin yanı sıra bazı kas egzersizleri yapılarak da tedavi edilebilmektedir. Vajinanın etrafını saran kasların, bireyin isteği ve kontrolü dışında kasılması halinde cinsel birleşime devam edilmesi kadın açısından oldukça fazla ağrılı olabilirken vajinismus belirtileri ile sağlık kuruluşlarına başvuran kadınların muayene esnasında da aynı durumu yaşamaları muhtemeldir.

Cinsel ilişkiye bakış açısı, korku ve endişe birleşimiyle meydana çıkması bu hastalığı yaşayan bireylerde hekime başvurma oranını düşürmektedir, fakat vajinismus hastalığının kadın doğum uzmanı bir hekime danışılarak tedavi edilmesi mümkündür.

Vajinismus Neden Olur?

Vajinismus hastalığının çoğu zaman doğrudan bir sebebi olmasa da hastalığı ortaya çıkaran sebepler psikolojik ve fiziksel olarak iki ana başlık altında ele alınabilir. Bazı kişilerde vajinismus belirtileri tamamen psikolojik olurken, bazı kişilerde tamamen fiziksel olmaktadır. Buna ek olarak bazı hastaların vajinismus olmalarının nedeni her iki sebep de olabilmektedir.

Psikolojik Nedenler:

  • Depresyon
  • Anksiyete
  • Endişe Duygusu
  • Fazla Heyecan
  • Hamile Kalma Korkusu
  • Özgüven Problemleri (Kendi Vücudunu Beğenmeme, kendini yetersiz görme)
  • Taciz, Tecavüz, Cinsel İstismar Gibi Travmalar
  • Karşı Cinsten Çekinmek
  • Toplum Baskısı
  • Cinsel İlişkiye Zorlanmak
  • Stres ve Kaygı

Fiziksel Nedenler:

  • Kanser
  • Yetersiz Kalan Ön Sevişme
  • Endometriozis
  • Vajinal Yırtık
  • Vajina Kuruluğu
  • İdrar Yolu Enfeksiyon ve Problemleri
  • Menopoz
  • Pelvis Ameliyatı
  • Vajina İçerisinde Perde Olması
  • Vajina Kısalığı
  • Kullanılan İlaçların Yan Etkileri
  • Sedef Hastalığı
  • Liken Skleroz
  • Vulvar Vestibulits Hastalığı

Vajinismus Hastalığının Önemli Belirtileri

Her hastalıkta olduğu gibi vajinismus hastalığında da ortaya çıkan belirtiler kişiden kişiye değişmektedir. Yapılan araştırmalar sonucunda vajinismus belirtileri genel bağlamda aşağıdaki gibidir:

  • Penisin vajina içerisine zor girmesi veya hiç girememesi
  • Cinsel birliktelik sırasında yaşanan kas spazmları
  • Jinekolojik muayene gerçekleştirilirken kasılma ve ağrı
  • Tampon yerleştirme sırasında kasılma ve ağrı
  • Cinsel birliktelik sırasında yoğun ağrı
  • Penetrasyon gerçekleşmediği için cinsel ilişkinin yaşanamaması

Tüm bu vajinismus belirtileri içerisine cinsel istek ve arzuda azalma dahil değildir, çünkü vajinismus hastalığı cinsel arzuyu ve uyarılmaları engellememektedir. Fakat cinsel birliktelik sırasında vajinismus belirtileri yaşanması kişiyi cinsel birliktelikten uzaklaştırabilir, endişe duymasına ve ilişkiden kaçınmasına sebebiyet verebilir.

Vajinismus Nedir? Vajinismus Belirtileri Nelerdir?

Vajinismus Hamile Kalmaya Engel Midir?

Vajinismus belirtileri yaşayan ve vajinismusa sahip olan kadınlar, cinsel birliktelik tam olarak gerçekleşmese de vajina ağzına bırakılmış olan spermlerden hamile kalabilir fakat bu durum oldukça düşük bir ihtimaldir. Bunun yanı sıra jinekolojik muayeneyi ve doğumu zor hale getireceğinden hamilelik sırasında anne ve bebek sağlığı olumsuz yönde etkilenmektedir. Doğumda ve jinekolojik muayenelerde herhangi bir zorluk yaşamamak ve durumu kontrol almak adına kişilerin vajinismus tedavisine yönlenmeleri şarttır.

Vajinismus Teşhisi Nasıl Konulur?

Cinsel ilişkiye girememe, cinsel ilişki sırasında fazla ağrı hissetme veya vajinismus belirtileri arasından herhangi birine sahip olup bu sebeplerden sağlık kuruluşlarına başvuran hastalar öncelikle yaşadıkları sorunları detaylı bir şekilde anlatmalıdır. Dinlenen şikayetlerin ardından muayene gerçekleştirilir. Bu muayene, vajina içerisine herhangi bir aletin girmesine gerek olmayan, oldukça basit ve kısa süren bir muayenedir.

Vajinismus muayenesinde temel amaç kişinin vajinal kaslarının incelenmesini sağlamanın yanı sıra, enfeksiyon ve çeşitli hastalıkların mevcut olup olmadığını anlamaktır. Vajinismus hastalığına yol açabilecek fiziksel sorunların olup olmadığını anlamak amacıyla farklı tetkikler de gerekebilir. Tüm tetkiklerin yapılmasıyla beraber hastada fiziksel bir bulgu ortaya çıkmadıysa vajinismus tanısı konulabilir.

Vajinismus Çeşitleri Nelerdir?

Vajinismus çeşitleri temelde 2 ana başlık altında incelenmektedir. Primer Vajinismus ve Sekonder Vajinismus olarak ikiye ayrılmakta olan bu çeşitliliğin sebebi, kişinin hayatının hangi döneminde vajinismus belirtileri ile karşı karşıya kaldığıdır.

  • Primer Vajinismus: İlk cinsel birliktelikle ortaya çıkan vajinismus türüdür. Bu vajinismus türünde en önemli etkenler ilk gece korkusu, toplum baskısı, doğru bilinen yanlışlar, cinsel ilişkiye karşı duyulan endişe ve korkulardır. Primer Vajinismus yaşayan hastalarda genel olarak jinekolojik muayeneler, fitil yerleştirme ve tampon yerleştirme sırasında da aynı sorun ortaya çıkmaktadır.
  • Sekonder Vajinismus: Travmatik durumlara bağlı olarak gelişen Sekonder Vajinismus, daha önce cinsel birliktelik yaşamış, düzenli cinsel hayatı olan kadınlarda görülmektedir. En önemli etkenler ise travmalar, hastalıklar, düşük, zor doğum vb. durumlardır.

Vajinismus Tedavisi Nasıl Yapılır?

Vajinismus hastalığının sebepleri değişken olduğundan tedavi yöntemleri de kişiden kişiye değişmektedir. Muayene ve tetkikleri yapılan hastalara en uygun tedavi yöntemi belirlenir. Vajinismus hastalığı tedavi edilmeden kendi kendine geçebilen bir hastalık değildir, dolayısıyla yardım almak gerekmektedir. Genel olarak vajinismus hastalığında uygulanan tedavi yöntemleri aşağıdaki gibidir:

  • Cinsel Terapi: Vajinismus hastalığında, türü ne olursa olsun en geçerli yöntem cinsel terapidir. Yapılan araştırmalara göre cinsel terapi ile vajinismus tedavisinde başarı oranı %100’e yakındır. Progresif duyarsızlaştırma yöntemiyle kişi adım adım ve kontrollü bir şekilde kendi bedenini tanıyarak cinsel birlikteliğe hazırlanmaktadır.
  • Egzersizler: Cinsel terapinin tek başına yetersiz kaldığı zamanlarda egzersiz yapılarak vajinismus hastalığı yüksek oranda engellenebilmektedir. Gevşeme ve solunum egzersizleri başta olmak üzere yapılan egzersizler, pelvik taban kaslarını güçlendirip kontrol altına alırken vücudun gevşemesine yardımcı olarak vajinismusu önlemeye yardımcıdır.
  • Botoks Uygulaması: Hastalara genel anestezi uygulanarak yapılan botoks işlemleri sonucunda kaslarda yaşanan istemsiz kasılmaların önüne geçilebilmektedir. Botoks işlemiyle ortadan kalkan vajinismus hastalığı 2-6 aylık bir süreçten sonra botoks etkisinin yok olmasıyla tekrar ortaya çıkabilir.

Vajinismus En Sık Kimlerde Görülür?

Vajinismus genel olarak eğitimsiz toplumlarda sık görülmektedir. Cinselliğe dair eğitimlerin gerekli yaşlardan itibaren verilmemesi uzun vadede edinilen yanlış bilgilere ve dolayısıyla endişe ve korkuya neden olur. Yapılan araştırmalara göre cinsellik hakkında doğru bilgi sahibi olan, kendi bedenini tanıyan bireylerde vajinismus belirtileri bulgusuna rastlanma ihtimali oldukça azdır. Vajinismusun sık görüldüğü bir başka grup ise mesleki kariyer edinmiş, kariyerinde başarılı olmuş, mükemmeliyetçi, bakımlı iş insanlarıdır.

Vajinismus Hastalarında Görülen Psikolojik Davranış Biçimleri

Çoğunlukla psikolojik sebeplere dayanan vajinismus hastalığı kişilerde gerçek dışı düşünce algılarına sebep olabilmektedir. Örnek olarak kişi vajenin oldukça küçük, penisin çok fazla büyük olduğunu düşünebilir, cinsel birlikteliğin çok kanlı ve ağrılı olacağına kendini inandırabilir. Bunun yanı sıra meydana çıkan özgüven eksikliği de kişilerin kendi genital bölgelerini çok çirkin ve mide bulandırıcı bulmalarını sağlayabilmektedir. Bu tür düşünceler kaygıya sebep olarak vajinismus belirtilerini daha da şiddetlendirebilir.

Vajinismus Tedavisinde Prof. Dr. Selahattin Kumru

Tedavi sürecinde hastaya en uygun tedavi planıyla hareket edilmesi, vajinismus hastalığının kısa sürede kontrol altına alınarak sonuca ulaşılması bakımından son derece önem taşımaktadır. Kliniğimize vajinismus belirtileri ile başvuran hastalarımıza gerekli muayeneleri yaptıktan sonra en uygun bireysel tedavi yöntemini planlamakta, ihtiyaç duyulursa bu konuda özelleşmiş merkezler ile iletişim kurmaları sağlanmaktadır.

Vajinismus veya diğer hastalıklar için ilgili iletişim kanallarımızdan bizlere ulaşabilirsiniz.

Önceki yazımıza https://www.selahattinkumru.com/sezaryen-dogum-oncesi-ve-sonrasi-dikkat-edilmesi-gerekenler/ linkinden ulaşabilirsiniz.

sezeryan-dogum-oncesi-ve-sonrasi-dikkat-edilmesi-gerekenler-1

Sezaryen Doğum Öncesi ve Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

Normal doğumun mümkün olmadığı durumlarda başvurulan sezaryen doğum, ameliyathane ortamında annelere anestezi verilerek önce karına ardından rahime yapılan kesi ile gerçekleştirilmektedir. Doğum öncesinde yapılan tüm muayene ve tetkikler doğumun hangi yöntemle yapılması gerektiğini belirleyen en önemli faktörlerdir. Bebek ve anne sağlığını temel alan bir karar olan sezaryen doğum, gerektiği takdirde anne adayları için en uygun doğum yöntemi olacaktır. Sezaryen doğum öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler normal doğumla sezaryen arasındaki farkı belirleyici faktörlerdendir.

Sezaryen Doğum Gerektiren Durumlar Nelerdir?

Sezaryen doğum gerektiren durumları bebeğe bağlı durumlar, plasentaya bağlı durumlar, normal doğum sırasında gerçekleşen durumlar ve anneye bağlı durumlar olarak dört ana başlık altında incelemek mümkündür. Sezaryen doğum öncesi ve sonrası annelerin bu sebepleri bilmesi, kaygı yaşamamak amacıyla önemlidir. 

Anneye Bağlı Sezaryen Doğum Sebepleri: 

  • Daha önce rahim ameliyatı geçirilmiş olması
  • Kalça kemiklerinin çok fazla dar olması
  • Genital bölgede enfeksiyonlar
  • Sistemik hastalıklar
  • Bebeğin çıkmasına engel olan doğum kanalı sorunları

Bebeğe Bağlı Sezaryen Doğum Sebepleri:

  • Bebeğin 4000 gr. ve üstü büyüklükte olması
  • Bebeğe ait sorun belirtileri
  • Doğum yoluna giriş sorunları (bebeğin başının önde olmaması vb)

Plasentaya Bağlı Sezaryen Doğum Sebepleri:

  • Plasentanın doğum yolunu kapatması
  • Plasentanın doğumdan önce ayrılarak kanamaya yol açması

Doğum Sırasında Gerçekleşen Durumlar: 

  • Normal yolla doğum esnasına meydana gelebilecek bazı sorunlar acil olarak sezaryen doğum geçilmesine sebep olabilir. Örnek olarak ise göbek kordonunun bebeğin boynuna dolanmış olması, doğum sürecinin normalden uzun sürmesi, sancıların başlaması fakat rahim ağzında açılmaların olmaması verilebilir. Bu durum sezaryen doğum öncesi ve sonrası anlaşılabilmektedir. 

Sezaryen Doğum Öncesi ve Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

Sezaryen Doğum ile Normal Doğum Arasındaki Farklar

  • Sezaryen doğum bir ameliyat iken normal doğum doğal bir doğum şeklidir.
  • Sezaryen doğumda karından rahime ulaşmak için kesiler yapılırken normal doğum vajinal yollarla gerçekleşir.
  • Normal doğuma göre sezaryen doğumda daha fazla anestezi gerekir.
  • Normal doğumda iyileşme süreci daha kısa sürerken, sezaryen doğumda iyileşme süreci daha uzundur.
  • Bebekte meydana gelebilecek sorunlar bağlamında sezaryen doğum normal doğuma göre daha avantajlı bir konumda yer alır. Sezaryen doğum öncesi ve sonrası yaşanabilecekler normal doğumla kıyaslanabilir. 

Sezaryen Doğum Nasıl Gerçekleştirilir?

Ameliyat olarak adlandırılan sezaryen doğumun adımlarını aşağıdaki şekilde ele alabiliriz:

  • Öncelikle anneye damar yolu açılır ve anestezi uygulanır, epidural yada spinal anestezi uygulaması gerçekleştirilecekse belden aşağısının uyuşması suretiyle anneye sırt bölgesinden ilaç uygulaması yapılır. Bu işlemde bilinç açıktır ve herhangi bir acı hissedilmez.
  • Sezaryen sırasında idrar torbasının boş olmasını sağlamak amacıyla idrar torbası içine idrar sondası (kateter) yerleştirilir.
  • Anestezi uygulamasından sonra pubik kıl hattının üst tarafına yaklaşık 10 cm uzunluğunda bir kesi yapılır. Cilt, cilt altı, kas kılıfı, karın ön duvarı, dış karın zarı, iç karın zarı ve rahim kasını içeren 7 kat kesik uygulanır. 
  • Kesik açıldıktan sonra amniyon kesesi patlatılır ve bebek çıkarılır. 
  • Kordon kesilir ve sonrasında plasenta dışarı çıkarılır.
  • Rahim içerisi temizlendikten sonra kesilen katlar dikiş ile kapatılır.
  • Kendi kendine eriyen özel malzemeler kullanılarak dikişler için daha sonrasında dikiş alma işlemine gerek duyulmamaktadır. 
  • Sezaryen genel anestezi ile gerçekleştirilmiş ise anne uyandırılır ve kişisel odasına alınır. 

Sezaryen Doğum Öncesi ve Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

Sezaryene Girerken Neler Yapılır? 

Her ameliyat gibi sezaryen doğum öncesi ve sonrası süreçlerde de anne adaylarının dikkat etmesi gereken bazı durumlar söz konusudur. Bunlar, doğumun en kolay şekilde gerçekleşmesi için gerekli olan hususlardır.

  • Genital bölgenin tıraşla temizlenmesi, herhangi bir enfeksiyona neden olmamak için yaklaşık olarak 1,5 hafta öncesinden yapılmalıdır. 
  • Ameliyattan bir gün önce ılık bir duş hem size hem bebeğinize iyi gelebilir.
  • Ameliyattan yaklaşık 8 saat öncesine kadar yemek yenmemeli ve bir şeyler içilmemelidir. Düzenli olarak kullanılan ilaçlar mevcut ise hekime danışılmalıdır. 
  • Ameliyattan bir gece önce uykunun alınması son derece önemlidir. 
  • Ameliyattan birkaç gün kadar önceki süreçte daha hafif yiyecek ve içecekler tercih edilmeli, şişme yapacak gıdalardan uzak durulmalıdır. 

Sezaryene Neden Aç gidilir?

Ameliyattan önce bir şey içmemek ve yememek sezaryen doğum öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler arasında öne çıkmaktadır. Midenin dolu olduğu durumlarda mide içeriğinin geriye gelmesi (öğürme kusma) ve bu içeriğin akciğere kaçması ağır akciğer sorunlarına neden olabilir. Bu nedenle anestezi alacak tüm hastalar gibi sezaryen olacak on hastaların da midelerinin boş olması hayati derecede önemlidir.

Sezaryen Doğum Sonrasında Dikkat Edilmesi Gerekenler

Normal bir doğumun aksine iyileşme süreci daha zor olan sezaryen doğum sonrasında ayağa kalkarken dikişlerin zarar görmemesi adına yavaş hareket edilmeli ve gerektiğinde destek alınmalıdır. Yaşanabilecek ağrı hissinin önüne geçmek için hareket ederken dikkatli olunması gerekmektedir. Kesi yerinde enfeksiyon ve açılma gibi sorunlara karşı uyanık olmak gerekecektir. Sezaryen doğum öncesi ve sonrası yük taşımak, karın kısmına baskı oluşturacak şekilde hareket etmek, karın bölgesini sıkan kıyafetler giymek uygun görülmemektedir. Sert spor ve ağır egzersiz yapmaktan kesinlikle kaçınılmalıdır. 

Sezaryen Doğum Öncesi ve Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

Sezaryen Sonrası Nasıl Beslenilmelidir?

  • Öncelikli olarak bol miktarda su tüketmek büyük önem taşımaktadır. Sezaryen doğum öncesi ve sonrası süreçte yaşanabilecek herhangi bir kabızlık durumu dikişlere zarar verebileceğinden bol su tüketimi ile bu durumun önüne geçilebilmektedir. 
  • Süt ve süt ürünleri tüketimi süt üretimi artırmakta ve bu nedenle önem arz etmektedir. Katı gıdalar pek fazla önerilmemekle birlikte lifli besinler, sebze ve yoğurt çorbaları iyi bir beslenme çeşidi olacaktır. 
  • Sezaryenden sonra anneler emzireceği için süt arttırıcı ve yara iyileşmesinin destekleyici gıdalar ön plana çıkartılmalıdır.

Sezaryen Sonrası Dikişlerde Enfeksiyon Riski

Dikişlerin enfeksiyon kapmaması sezaryen sonrasında dikkat edilmesi gereken en önemli durumdur. Bu nedenle hijyen son derece önemlidir. Bazı enfeksiyon belirtileri tehlikeli olup kesinlikle hekime başvurulması gerekmektedir. Bu belirtiler aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  • Kızarıklık
  • Şişkinlik
  • İltihaplı akıntı
  • Normalden daha fazla ağrı veya acı
  • Yüksek ateş
  • Kötü koku yayan vajinal akıntı
  • İdrar problemleri (yanma, ağr)

Yukarıdaki belirtilerden bir veya birden fazlası yaşanıldığı takdirde mutlaka tıbbi müdahale gerekmektedir. Evde doğal yollarla çözüm yöntemleri aranmamalı ve uygulanmamalıdır. Bu durum mevcut olan bir enfeksiyonu daha da kötü hale getirebilmektedir. 

Sezaryen İzi Geçer Mi?

Eski yöntemler sezaryen sonrasında ize sebep olurken günümüzde estetik dikiş yönteminin kullanılmasıyla bu durum en aza indirgenmiştir. Kesi yeri içerden dikilerek dışarıdan herhangi bir dikiş görülmez. Dikişlerin kaynamasıyla ipler kendi kendine erir ve kişiden kişiye göre pembe ve ince formda çizgi izi kalabilir. 

Sezaryen Doğum Öncesi ve Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

Sezaryen Sonrasında Yaşayabilecekleriniz

  • Vajinal Boşalma: Sezaryen sonrasında yoğun bir kan akıntısı yaşanabilmektedir. Loşia adı verilen bu durum yavaş yavaş azalarak sona erecektir. Hijyenik ped kullanımı önerilmektedir. 38 dereceyi geçen ateşlerde hemen hekime başvurulmalıdır.
  • Göğüs Ağrısı: Sezaryen sonrasında göğüs şişkinliği olarak bilinen durumla karşı karşıya kalınabilir. Bu durum göğüslerin fazla hassas olması dolayısıyla bebeği emzirme konusunda sorunlara sebep olabilmektedir. 
  • Kasılmalar: Sezaryen doğum sonrasında belirli bir süre kasılmalar meydana gelebilmektedir. Genel olarak adet kasılmalarıyla benzerlik taşıyan bu kasılmalar doğum sonrasında büyük kanamaların meydana gelmesini engeller. 

Sezaryen Doğumda Prof. Dr. Selahattin Kumru

Kliniğimizde gerçekleştirilen sezaryen doğum süreci, yaşanabilecek komplikasyonlar göz önünde bulundurularak anne ve bebek sağlığını güvende tutmak amacıyla titiz bir şekilde ilerletilir. Sezaryen doğum kararı olası yarar risk değerlendirmesi yapılarak ve aile de aydınlatıldıktan sonra verilir. Sezaryen doğum öncesi ve sonrası hakkında detaylı bilgi ve randevu için ilgili iletişim kanallarımızdan bizimle iletişime geçebilirsiniz. 

Önceki yazımıza https://www.selahattinkumru.com/tekrarlayan-gebelik-kayiplarinin-nedenleri/ linkinden ulaşabilirsiniz.

tekrarlayan-gebelik-kayiplarinin-nedenleri-1

Tekrarlayan Gebelik Kayıplarının Nedenleri 

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin en büyük problemlerinden bir tanesi olarak öne çıkan tekrarlayan gebelik kayıpları, iki veya daha fazla gebeliğin 20. Haftadan önceki süreçte düşükle sonlanması demektir. Toplumda her 5 kadından bir tanesi yaşadığı süre boyunca bir defa da olsa düşük yapabilme ihtimaline sahiptir. Tekrarlayan gebelik kayıplarının sebeplerinin araştırılması ve meydana gelen sebeplere göre gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.  

Tekrarlayan Gebelik Kayıpları Neden Olur?

Tekrarlayan gebelik kayıplarının birçok sebebi olabilir. Yapılan araştırmalar sonucu bu durumun sebepleri olarak 5 başlık incelenme altına alınmaktadır, bu sebepler aşağıdaki gibidir:  

  • Anatomik Nedenler: Rahim şekil bozuklukları tekrarlayan gebelik kaybının yaşanmasına neden olabilir. Bununla birlikte polipler ve miyomlar gibi sonradan kazanılan hastalıklar, embriyoların yerleşmesine engel olarak gebelik kaybına neden olabilir. Bu gibi durumlarda kişilere ultrasonografi ve histeroskopi uygulanarak sorun tespit edilip ortadan kaldırılabilir. 
  • Genetik Sebepler: Tekrarlayan gebelik kayıplarının sebeplerinden bir diğeri de genetik faktörlerdir. Kalıtsal genetik bozukluklar tekrarlayan gebelik kayıplarının %4’ünü oluşturmaktadır. Genetik incelemeler tanının koyulmasına büyük bir rol oynamakla birlikte tekrarlama olasılığı hakkında da önemli öngörüler verir.  
  • Hormonal ve Endokrinolojik Sebepler: Yumurta ve endometriyum gelişimi bozan diyabet ve tiroit hastalıkları gibi endokrin sorunlar da tekrarlayan gebelik kayıplarının önemli nedenleri arasındadır. Gebelik öncesinde yapılacak bazı kritik testlerle sorunun tanınması ve düzeltilmesi sağlanabilir.  Korpus Luteum Yetmezliği (adet düzeni problemi): Gebelik devamı için gerekli olan progesteron hormonunun yetersizliğinden dolayı tekrarlayan gebelik kayıpları görülebilmektedir 
  • Enfeksiyonlar: Tekrarlayan gebelik kayıplarında en az etkisi olduğu düşünülen sebep olsa da enfeksiyon değerlendirmesi özellikle riskli bazı olgularda taranabilir ve ortadan kaldırılabilir 
  • Kiloya Bağlı Sebepler: Çok kilolu olmak veya çok düşük kiloda olmak tekrarlaya gebelik kayıpları hem gebe kalmakta zorluk hem de tekrarlayan gebelik kayıpları ile ilişkili olabilir. Vücut kütle endeksi 19 – 25 kg/m2 aralığı bu açıdan ideal vücut kitle indeksi gibi görünmektedir 
  • Çevresel Sebepler: Ağır metallere maruz kalan bireyler, kanser ilaçları kullanan bireyler ve yüksek düzeyde A vitamini alımı gerçekleşen bireylerde de tekrarlayan gebelik kayıpları görülmektedir. Bununla birlikte %60 oranında hiçbir sebep bulunamayabilir.  
  • Pıhtılaşma Bozuklukları (Trombofili): Tekrarlayan gebelik kayıplarının önemli ve göreceli olarak tedavinin fayda sağladığı bir hastalık grubudur. Anne adaylarının normal hayatlarında genellikle sorun oluşturmayan kalıtsal ya da sonradan kazanılmış pıhtılaşma bozuklukları gebelikte ilk üç ayda bebeklerin kalp atımının durması, plasentanın erken ayrılması (plasenta dekolmanı), gebelik zehirlenmesi, bebeğin ağırlığının düşük olmadı gibi geniş bir sorun spektrumuna neden olabilirler. Tekrarlayan gebelik kayıpları olan anne adaylarında trombofili (pıhtılaşma sorunları) varlığının araştırılması da önemlidir.  

Tekrarlayan Gebelik Kayıplarının Nedenleri

Tekrarlayan Düşüklerde Hangi Testler Yapılır?

Tekrarlayan gebelik kayıpları genel olarak 2 düşük yapmakla ilişkilendirilse de çiftlere göre değişmekle beraber yaşı ilerleyen çiftlerde bir düşükten sonra hekime başvurulmalı ve altında yatan sebepler araştırılmalıdır.  

Tekrarlayan gebelik kaybı tanısı için öncelikle hekime başvuran çiftlerin öyküsü alınır. Genetik faktörlere bağlı sebepler dolayısıyla yakın aile bireyleri hakkında bilgiler edinilir. Ardından jinekolojik muayene gerçekleştir. Bazı olgularda chlamdya, gonorrhea, mycoplasma ve ureaplazma araştırılmaktadır.  

Açlık kan şekerinin ölçülmesi, antifosfolipid antikor, lupus antıkoagulan, antikardiolipin antikoru içeren kan testlerinin yapılması, tiroit testlerinin yapılması, anne babadan kromozom analizi de tekrarlayan gebelik kaybı sebeplerinin ortaya çıkması ve tanı koyulması için yapılan testlerdendir.  

Tüm bunlara ek olarak bazı durumlarda HSG (rahim filmi), pelvik ultrason, CT, MR ve histeroskopi de yapılabilmektedir.  

Kısaca özetlemek gerekirse: 

  • Genetik nedenler sonucu anne ve babaya karyotip analizi 
  • Uterus değerlendirmesi için Histerosalpingografi, Sonohisterografi, Transvaginal ultrasonografi, Histeroskopi, laparaskopi, MRI 
  • Endokrin sebepler için tiroid fonksiyon testleri ile diyabet ve luteal yetmezlik ile ilgili testler 
  • Trombofili (pıhtılaşma bozuklukları için genetik ve biyokimyasal testler 

Tekrarlayan Gebelik Kayıpları İçin Hangi Tedaviler Uygulanır? 

Yukarıda belirtildiği üzere tekrarlayan gebelik kaybı yaşayan kadınların %50’sinde sebep bulunamamaktadır. Bu gibi durumlarda uygulanabilecek farklı tedavi yöntemleri bulunur. Genetik sorunlardan dolayı tekrarlayan gebelik kayıpları yaşayan çiftler için plasenta biyopsisi veya amniyosentez sıvı analizi yapılmaktadır. Bu tip genetik sorunlarla karşı karşıya kalan çiftlere genel olarak tüp bebek tedavisi önerilmektedir. PGT (preimplentasyon genetik tanı) testi ile incelemeler yapılarak embriyoya biyopsi yapılmaktadır. Soruna sahip olan embriyoların elenmesiyle beraber sağlıklı düzeydeki embriyolar transfer sürecine geçmektedir.  

Rahime bağlı sorunlarda yapısal bozuklukların giderilmesi amacıyla cerrahi işlemler gerekebilir. Pıhtılaşma bozukluğu bulunan bireyler için kan pıhtılaşmasını dengeleyecek ilaç kullanımı gerçekleştirilerek anne adaylarının gebelik takipleri yapılmaktadır. Eksik olan hormonların bulunmasıyla beraber bu hormonların alımıyla tedaviler gerçekleştirilebilir.   

Tekrarlayan gebelik kayıpları, hastalarımızda strese sebep olabilmektedir. Sorunun ne olduğu tanımlanabilirse takip eden gebelikte işe yarayacak tedavi seçenekleri için fırsat ortaya çıkacaktır ve çiftlerin karamsarlıktan ziyade düşüklerinin nedeninin araştırılması ve tedavi seçenekleri ile ilgili arayışta bulunmaları önemlidir. Perinatoloji, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanlığının üzerine bu tür sorunları da içeren yüksek riskli durumların yönetimini iyileştirmek amacıyla oluşturulmuş bir üst uzmanlık alanıdır. Bu tür sorunları olan gebelerin Perinatoloji Uzmanı tarafından değerlendirilmesi yararlı olacaktır.

Tekrarlayan Gebelik Kaybına Hangi Sıklıkla Rastlanır? 

  • %15 oranında bir düşük (sporadik kayıp) 
  • %2 oranında tekrarlayan iki düşük 
  • %0,4 oranında tekrarlayan 3 düşük olmakla birlikte 
  • İlk gebelikte düşük yapma oranı %13 
  • Bir düşük sonrasında tekrar düşük yapma oranı %21 
  • İki düşük sonrasında tekrar düşük yapma oranı %29 
  • Üç düşük sonrasında tekrar düşük yapma oranı %33 olarak saptanmıştır.  

Tekrarlayan Gebelik Kayıplarının Nedenleri

Tekrarlayan Düşükler Nasıl Önlenir?

Tekrarlayan gebelik kayıplarının altında var olan sebeplerin araştırılması bu süreçte en önemli kısımdır. Yukarıda anlatıldığı gibi, tekrarlayan gebelik kayıplarına neden olan bazı faktörler mevcuttur. Bu faktörlerin bilinmesi ve güncel tıbbi bilgilere göre yönetilmesi tekrarlayan düşükleri önleyebilir ve ailelere bebek sahibi olmaları konusunda yarar sağlayabilir.  

Tekrarlayan Gebelik Kaybı Tedavisinde Prof. Dr. Selahattin Kumru 

Tekrarlayan gebelik kaybı tedavisi kapsamında kliniğimizde önce gebelik kaybının nedenleri ile ilgili olabilecek tüm olası faktörler (genetik, biyokimyasal, anatomik, hormonal vb) detaylıca ilgilenir. Herhangi bir neden bulunabilir ise nedene yönelik tedavi planlanır. Herhangi bir neden bulunamaz ise seçilecek yol çiftlerin durumuna göre özelleştirilerek ve aile ile istişare edilerek kararlaştırılır.  

Prof. Dr. Selahattin Kumru kliniğinde tekrarlayan gebelik kayıpları tanısı ve tedavisi için ilgili iletişim kanallarımızdan bizlerle iletişime geçebilirsiniz. 

Önceki yazımıza https://www.selahattinkumru.com/menopoz-nedir-menopoz-belirtileri-nelerdir/ linkinden ulaşabilirsiniz.

menopoz-nedir-menopoz-belirtileri-nelerdir

Menopoz Nedir? Menopoz Belirtileri Nelerdir? 

Üreme dönemi adı verilen süreç ergenlik döneminde başlar ve menopoz dönemiyle sona erer. Oldukça doğal ve biyolojik olan bu süreç normal ve alışılmış adet döneminde hiç adet görülmemesiyle ortaya çıkan bir süreçtir. Yumurtalık foliküllerinin tükenmeye başladığı menopoz dönemiyle birlikte menopoz belirtileri kapsamında kişilerde bazı fiziksel ve psikolojik değişiklikler baş gösterir. Menopoz dönemine girilmesi sonucunda bireyleri 3 ayrı dönem beklemektedir, bunlar:

  • Menopoz Öncesi Dönem (Premenopoz)
  • Menopoz
  • Menopoz Sonrası Dönem (Postmenopoz)

Yukarıda belirtilen 3 dönemin de belirtileri olarak farklı etkileri meydana getirmektedir. Bu etkiler uygun tedavilerle kontrol altına alınabilmektedir. Perimenopoz (menopoz geçişi) adı verilen ve menopoz döneminden yaklaşık olarak 4 yıl kadar önce başlayan süreçte bireylerin yaşam kaliteleri düşmektedir. Menopoz geçişinin süreçleri ve bu süreçlerdeki farklı menopoz belirtileri aşağıdaki gibidir:

  • Geç Reprodüktif Yıllar: hormonal değişikliklerin ortaya çıkmasıyla beraber adet döngüsünde her bireye özel olarak değişkenlik gösteren döngü süresi kısalmaya başlamaktadır. Yumurtalık kapasitesi düşer kan FSH düzeyi artış gösterir.
  • Erken Dönem: üreme döneminde 20-30 gün kadar süren döngü, erken dönem sürecinde 50 güne kadar uzayabilmektedir.
  • Geç Dönem: erken dönem etkilerine yakın olarak adet döngüsünde ciddi gecikmeler yaşanmaktadır. Oldukça uzun süre adet görmeme durumu meydana gelmektedir.
  • Menopoz: son dönem olan menopoz döneminde ise adet görme tamamen sona ermektedir.

Menopoz Olup Olmadığı Nasıl Anlaşılır?

Tanı için genel olarak kişilerdeki menopoz belirtileri yeterli olduğundan herhangi bir test yapılmasına gerek duyulmamaktadır. Tanı koyulması gerekli durumlarda ise kan testi uygulanmaktadır. Folikül uyarıcı hormon ve östrojen testleri yapıldıktan sonra tanı gerçekleşmektedir. Bu testler bağlamında FSH düzeyinde artış ve östrojen düzeylerinde azalmalar gözlenmektedir.

Menopoz Nedir? Menopoz Belirtileri Nelerdir? 

Menopoz Öncesi Vücutta Neler Olur?

Menopoz belirtileri kişiden kişiye göre değişmekle beraber ilk olarak düzensiz adet görmeyle başlar. Bununla birlikte bireylerde görülebilecek etkiler aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  • Üşüme
  • Metabolizmanın Yavaşlaması
  • Kilo Alma
  • Kuru Cilt
  • Gece Terlemeleri
  • Uyku Düzensizliği
  • Ani Ruh Hali Değişimleri
  • Vajinal Kuruluk
  • Memelerdeki Dolgunluğun Kaybolması
  • Saç Tellerinde İncelme

Menopoz Sonrasında Meydana Gelen Belirtiler Nelerdir? 

  • Östrojen reseptörlerinin bulunduğu saç kökleri, deri ve ter bezlerinde bazı değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler saç miktarında azalmaların görülmesi, cildin kuruması, meydana gelen yaraların geç iyileşmesi, dudak, göğüs ve çene bölgesindeki tüylerin formunda değişiklik gözlenebilmektedir.
  • Menopozda Kalp hastalıklarına yakalanma riskinde artış gözlemlenmektedir. Östrojenin azalmasıyla birlikte koroner kalp hastalıklarına yakalanma oranı artmaktadır. Bununla beraber kolesterol ve damar sertliği de meydana gelebilir.
  • Cinsel isteksizlik yaşanabilir. Fakat düzenli bir cinsel hayat bu dönemde son derece önemlidir.
  • Kemik mineral yoğunluğu azalır. Bununla birlikte kırıklar meydana gelebilir ve bu bağlamda her yıl kemik kitlelerinde azalmalar baş gösterir.
  • Metabolik hızın yavaşlaması ile birlikte kilo alımı eğilimi meydana gelir.

Menopoza Girerken Son Adet Kanamaları Nasıl Olur?

Son adet kanamaları menopoza geçiş döneminde gözlemlenmektedir. Genellikle adet kanamaları hemen kesilmemektedir, hormon düzensizliklerine bağlı olarak normal adet döngüsü sık veya uzun aralıklarla, normalden farklı olarak az kanama veya normalden farklı olarak çok kanama olarak ortaya çıkabilir. Kanama miktarında, süresinde ya da kanamalı günlerin sayısında artış durumlarında rahimde sorun olup olmadığının araştırılması hayati önem taşımaktadır ve jinekoloji uzmanı değerlendirmesi gerekir.

Menopoza Girerken Adet Birden Kesilir Mi? 

Menopoz ile birlikte adet kanaması kişiden kişiye göre değişmekle beraber azalarak sona ermektedir. Geç dönemde oldukça düzensiz bir şekilde ilerleyen döngü uzun süreli gecikmelere neden olabilmektedir.

Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalıdır? 

  • Görülen adet dönemi süresince kanamaların oldukça şiddetli olması.
  • Normal adet dönemi döngüleri arasındaki süreçte lekelenmelerin meydana gelmesi.
  • 40 yaş altındaki bireylerin adet döngüsünde meydana gelen düzensizlikle birlikte menopoz belirtileri görülmesi.
  • Semptomların günlük yaşamı psikolojik ve fiziksel etkileriyle olumsuz hale getirmesi durumlarında hekime başvurulmalıdır.

Menopoz Nedir? Menopoz Belirtileri Nelerdir? 

Menopoz Tedavi Yöntemleri Nelerdir? 

Oldukça doğal ve her kadının yaşayacağı bir olgu olan menopoz için genel olarak bir tedaviye gerek duyulmasa da kişinin hayat kalitesinin yüksek oranda olumsuz etkilendiği durumlarda hayat kalitesini artırmaya yönelik bazı tedaviler uygulanabilmekte ve başarılı sonuçlar alınmaktadır. Bu tür ciddi durumlarda uygulanabilecek pek çok tedavi yöntemi bulunmakla beraber menopoz belirtileri değerlendirilerek kişiye özel bir tedavi planı oluşturulur.

Hormon Replasman Tedavisi Nedir? 

Hormon replasman tedavisi menopoz için en sık gerçekleştirilen tedavi yöntemidir. HRT (hormon replasman tedavisi) olarak da bilinen bu tedavi yönteminde bireye östrojen içeren ilaçlar verilmektedir.

Hormon replasman tedavisi ile gece terlemeleri (sıcak basması) ve vajinal kuruluk, ciltteki değişiklikler gibi kişinin yaşam kalitesini ciddi anlamda düşürecek etkiler azalmaktadır. Ancak hormon replasman tedavisi bazı jinekolojik kanserlerin sıklığını arttırdığı için tedavi planlanacak ise tüm olası yarar ve riskler ile hastanın bireysel durumu göz önüne alınarak planlanmalıdır.

Hormon Replasman Tedavisi Kimlere Yapılamaz? 

Hormon replasman tedavisi ağız yoluyla ya da diğer yollardan (vajinal, transdermal) gerçekleştirilmektedir. HRT tedavisi uygulanan bireylere düzenli olarak kemik ölçümü, rahim ve meme muayeneleri yapılır. Peki hormon replasman tedavisi kimlere uygulanamaz?

  • Sigara kullanımı fazla olan bireylere,
  • Kalp krizi geçirmiş olan bireylere,
  • Pıhtı atma riski bulunan hastalara,
  • Rahim veya meme kanseri şüphesi bulunan veya kanser hastası olan bireylere,
  • Karaciğer hastalığına sahip bireylere,
  • Beyin damar tıkanıklığı geçiren bireylere,
  • Hipertansiyonu bulunan bireylere hormon replasman tedavisi uygulanamamaktadır.

Menopozda Yapılması Gerekenler 

Günlük kalsiyum alımında ciddi anlamda dikkat edilmesi osteoporozdan korunmanın en iyi yoludur. Bunun yanı sıra düzenli olarak cinsel birlikteliğin yaşanması vajinal atrofiden ve dolayısıyla kuruluk ve ilişki sırasında ağrıdan korunmak açısından önem arz eder. Sigara kullanımından kaçınmak, çok baharatlı yiyecekler yememek ve kafeinden uzak durmak da menopoz bulgularını hafifleten yöntemlerdendir. Kişiler düzenli egzersizler yaparak vücut dengelerini korumaları da ayrıca kendi sağlıkları için önemlidir.

Menopozda Beslenme Nasıl Olmalıdır? 

  • D vitamini menopozda ortaya çıkan kemik erimesi için özel bir öneme sahip olduğu için ortalama kan D vitamini sağlanmalıdır.
  • Kemik erimesinin önlenmesi için kalsiyum da önemli rol oynadığı için kalsiyumdan engin gıdalar ve gerekirse kalsiyum takviyesi gündeme gelebilecektir.
  • Yaşlılık ile metabolizma hızında yavaşlama süreci ilişki olduğu için karbonhidrat (un ve şeker/nişasta) içeren gıdalardan çok protein ve vitamin/mineralden zengin ve ayrıca posalı gıdaların tercih edilmesi uygun olacaktır.

Menopoz Tedavisinde Prof. Dr. Selahattin Kumru 

Yukarıda belirtilen bulgulara sahip bir bireyseniz ve bu bulgulara bağlı olarak yaşam kaliteniz yüksek oranda azalma eğilimindeyse mutlaka bir hekime başvurmalısınız.

Menopoz tedavisinde Prof. Dr. Selahattin Kumru kliniği, kişiye özel tedavi yöntemi uygulamaktadır. Tercih edilmesi gereken tedavi yönteminiz gerekli tetkiklerin yapılmasıyla belirlenir ve size en uygun tedavi uygulanır. Bu doğrultuda tedaviniz tamamen ihtiyaca göre ayarlanır. Menopoz tanı ve tedavisi için ilgili iletişim kanallarımızdan bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Önceki yazımıza https://www.selahattinkumru.com/hidrosalpinks-nedir-belirtileri-ve-tedavi-yontemleri/ linkinden ulaşabilirsiniz.

hidrosalpinks-nedir-belirtileri-ve-tedavi-yontemleri

Hidrosalpinks Nedir? Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

İç genital organlardan olan ve her kadında iki adet bulunan fallop tüplerinin iç kısmının sıvıyla dolması sonucunda meydana gelen bir hastalık olan hidrosalpinks, beraberinde hamile kalamama sorununu getirmektedir.

Düzenli cinsel ilişki ve korunmama gibi eylemlerden sonra dahi gebe kalınamaması kadın veya erkekte bir sorun olduğunun göstergesi olabilirken hidrosalpinks hastalığından dolayı da yaşanabilen bir durumdur. Bunun yanı sıra çocuk sahibi olamayan bireylerin sıkça başvurduğu bir yöntem olan tüp bebek tedavisinde de hidrosalpinks hastalığından dolayı başarılı sonuç alınamamaktadır. Bunun yanı sıra dış gebelik riski ve düşük riski de hidrosalpinks hastalığının sebebiyet verdiği durumlardandır.

Hidrosalpinks Hastalığı Nasıl Gelişir?

Fallop içinde bulunan hücreler, beyinde yer alan ve yumurtanın olgunlaşmasını sağlayan hipofiz bezlerinden salgılanan hormonlara karşı sıvı üretimi gerçekleştirmektedir. Meydana gelebilecek bir gebelik için bir bakıma hazırlık olan bu olgu ile embriyo beslenmekte ve rahme doğru ilerlemeye devam etmektedir. Sağlıklı bireylerde bu sıvının fazlası uterusa doğru akarken hidrosalpinks hastalığı bulunan bireylerde fallop tüplerinin uçları tıkalı olduğu için, tüpler içerisinde biriken sıvı rahme akış gerçekleştiremez.

Bunun yanı sıra spermin de fallop tüplerine ulaşabilmesi engellenir. Tek fallop tüpünde hidrosalpinks bulunduğu durumlarda ise diğer tıkalı tüpten gelen toksik akıntılar nedeniyle gebelikler düşükle sonuçlanmaktadır. Hidrosalpinks kısırlık ve gebe kalamama durumlarının %35’ini oluşturan bir hastalıktır. Genel olarak iki yumurtalık kanalı etkilense ve sorun geniş çaplara ulaşabilse de tek yumurtalık kanalının etkilenmesi de sıklıkla görülen bir durumdur. Tek kanalın etkilenmesi durumunda yine gebe kalma ihtimali son derece düşüktür.

Fallop Tüpü Nedir?

Fallop tüpleri, kadın vücudunda sağ ve solda bulunan, bir ucu rahime diğer ucu ise karın boşluğuna uzanan yapılar olup yaklaşık olarak 8 ile 10 santimetre arasında uzunluklara sahiplerdir. Yumurta kanalı (Oviduct) olarak da adlandırılabilirler. Dişi üreme sisteminde rahmin her iki tarafında bir yumurtalık ve bir fallop tüpü yer almaktadır. Fallop tüplerinin genel amacı rahim ve yumurtalıklar arasındaki bağlantıyı sağlamaktır ve üreme sürecinde son derece önem arz eden bir konuma sahiptir.

Hidrosalpinks Belirtileri Nelerdir?

Hidrosalpinks hastalığı genellikle hiçbir belirti vermeyen bir hastalıktır fakat güncel verilere bakıldığında hidrosalpinks hastalığı bulunan bireylerin şikayetleri arasında kasık bölgesinde ağrı, karın bölgesinde ağrı ve yanma mevcuttur.

Cinsel birliktelik esnasında yaşanan kasık ağrıları da hidrosalpinks belirtisi olabilir. Gözle görülebilecek diğer nadir belirtiler arasında ise tüp içinde birikmiş olan sıvının rahim içerisine akmasıyla meydana gelen, adet arası dönemlerdeki kahverengi akıntılar yer almaktadır. Tüm bunların yanı sıra ultrasonografi tetkiklerinde görülebilmektedir.

Hidrosalpinks Tanısı Nasıl Konulur?

Hidrosalpinks tanısının koyulabilmesi için birden fazla yöntem bulunmaktadır. Öncelikle jinekolojik muayene gerçekleştirilmekte ve daha sonra ultrason görüntüleme tekniğine başvurulmaktadır. Ultrason görüntülerinde tüplerdeki sıvıların birikmiş olması teşhis edilebilse de tam olarak hidrosalpinks tanısı koyulamamaktadır. Bu nedenle tanıda etkin biçimde rol oynayan yöntemlere başvurulması gerekir.

Bu yöntemlerden olan ilaçlı rahim filmi histerosalpingografi (HSG), fallop tüpleri ile alakalı her hastalığın tanısında kullanılan tıbbi görüntüleme yöntemidir. HSG ile fallop tüplerinin tıkalı olup olmadığı rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Bir diğer tanı yöntemi olan laporoskopi, hidrosalpinks hastalığının teşhis edilmesini sağlarken tedavi yöntemi olarak da kullanılmaktadır.

Hidrosalpinks Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Gebelik beklentisi olmayan kişilerde hidrosalpinks tedavisi gerekli değildir fakat gebelik isteniyorsa laparoskopik yöntemiyle tedavi edilebilir. Tedavi uygulamasında tüplerin çıkarılması ya da tüplerin klipler takılarak kapatılması esas alınır. Laparoskopik tedavi yönteminde hasta genel anestezi altına alınmakta ve karın bölgesine atılan küçük kesiklerle içeriye laparoskopik aletler yerleştirilip görüntüleme cihazı konumlandırılmaktadır.

Laparoskopik tedavi sonrasında hastalar kısa sürede gündelik faaliyetlerine geri dönebilirler. Tedavi sonrası belirlenen uzun bir süreçte doğal yollardan gebe kalınması için cinsel ilişkiye girilmesi önerilmektedir. Bu süreçte yine gebelik ortaya çıkmadıysa tüp bebek tedavisine başvurulabilir. Tüp bebek tedavisini tercih eden bireylerin fallop tüplerinin rahim ile olan bağlantısı kesilir, bunun sonucunda fallop tüpleri içerisinde bulunan ve gebeliği engelleyen sıvı, embriyonun tutunmasına engel olamaz ve tutunması kolay hale gelir.

Alternatif olarak kullanılan bir diğer tedavi yöntemi olan fakat laparoskopi tekniğine oranla sağladığı avantajlar tam olarak saptanamamış skleroterapi yöntemi, tüp içerisindeki sıvının aspire edilmesinden sonra tüpün tekrar sıvı dolma ihtimalini ortadan kaldırması beklenen özel maddelerin enjekte edilmesiyle gerçekleştirilir. Vajinal ultrason görüntüleme izinde iğne kullanılarak gerçekleştirilen bir tedavi yöntemidir.

Hidrosalpinks Neden Olur?

Hidrosalpinks, elde edilen veriler ışığında genel olarak pek çok durum sonucunda meydana gelebilme ihtimali olan bir hastalıktır. Bu durumlardan bazıları dolaylı yollardan önlenebilirken, bazılarında alınabilecek önlemler geçerli olmamaktadır. Hidrosalpinks hastalığına neden olabilecek durumlara örnek olarak aşağıdaki maddeler gösterilebilir:

  • Cinsel yollardan bulaşan enfeksiyonlar
  • Tüberküloz
  • Daha önceden geçirilmiş ameliyatlara bağlı yapışıklıklar
  • Endometriozis

Hidrosalpinks Hastalığının Tüp Bebek Tedavisine Etkileri

Hidrosalpinks hastalığı bulunan ve gebe kalmak isteyen bireylere salpenjektomi (tüpün çıkarılması) tedavisi uygulanmalıdır. Hidrosalpinks sıvısının akışı sonucunda embriyo üzerinde yıkama etkisi oluşmakta ve gebelik şansını ortadan kaldırmaktadır. Bunun yanı sıra bu sıvı, embriyo üzerine mikroorganizmalar ile direkt olarak zararlı etkiler bırakmaktadır.

Tüm bu olguların sonucunda tutunma potansiyeli yüksek oranda azalmakta ve bozulmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucu tüp bebek tedavisi öncesinde çıkarılan fallop tüplerinden sonra gebe kalma oranlarında ciddi artışlar söz konusu olmuştur. Dolayısıyla tüp bebek tedavisi düşünen bireyler, tanı için mutlaka bir hekime başvurmalı doğru yol izlenmelidir.

Hidrosalpinks Hastalığını Önlemek Mümkün Mü?

Cinsel yollardan bulaşan enfeksiyonlarla meydana gelebilme ihtimali yüksek olan hidrosalpinks hastalığını önleyebilmenin kısmi yolu, bu tür enfeksiyonların önüne geçecek önlemler almaktır. Bu önlemler hidrosalpinks hastalığının meydana gelme riskini azaltacak önemli faktörlerdendir. Buna ek olarak meydana gelen bazı enfeksiyonlarda erken tanı ile antibiyotik tedavisi uygulanmış olsa dahi hidrosalpinks hastalığı gelişebilir.

Hidrosalpinks Tedavisinde Prof. Dr. Selahattin Kumru

Kadın hastalıkları ve Kadın Doğum Uzmanı olan Prof. Dr. Selahattin Kumru, meslek hayatında sayısız başarılara imza atarak riskli gebeliklerin takip ve tedavilerini gerçekleştirmiştir. Pek çok sayıda doktora tezine idarecilik yapmasının yanı sıra yine pek çok projede yürütücü olarak görev almış ve 2020 yılından itibaren kendi özel kliniğinde hizmet vermeye başlamıştır. Hidrosalpinks tedavisinde son teknoloji sistemler kullanılarak tedaviler gerçekleştirmekte ve hastaları kısa sürede sonuca ulaştırmaktadır.

Alanında sayısız tedaviyi gerçekleştiren Prof. Dr. Selahattin Kumru:

  • Fatal Terapi
  • Fetoskopi
  • PUV (Posterior Üretral Valv)
  • Amniyotik Bant
  • İkizden İkize Transfüzyon
  • Kan Uyuşmazlığı
  • KDH (Konjenital Diyafragma Hernisi)
  • Gebelik Zehirlenmesi
  • Miyom
  • Yumurtalık Kisti
  • Dış Gebelik
  • Endometrial Polipler
  • Rahim Sarkması
  • İdrar Kaçırma
  • Histeroskopi
  • Bartolin Kisti
  • Çikolata Kisti

Tanı ve tedavilerini gerçekleştirmektedir. Tüm bunların yanı sıra Anne karnında tanı kapsamında Non– Invaziv Prenatal Tanı (Risk Oluşturmayan Tanı) yöntemleri, Invaziv Tanı Yöntemleri ve yüksek riskli gebelik gibi alanlarda da hizmet vermektedir.

Yukarıda listelenmiş tüm hastalıklar kapsamında erken tanı ve kişiye özel doğru tedavi yolları için ilgili iletişim yollarından kliniğimize başvurabilir, bilgi ve hizmet alabilirsiniz.

Önceki yazımıza https://www.selahattinkumru.com/adenomyozis-nedir-belirtileri-nelerdir/ linkinden ulaşabilirsiniz.

adenomyozis-nedir-belirtileri-nelerdir

Adenomyozis Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Adenomyozis hastalığı, rahim içerisinde yer alan astarın rahime ait olan kas grubunun arasına yerleşerek şikayetlere sebebiyet veren bir hastalıktır. Bu hastalık genel olarak şiddetli adet kramplarına, alt karın bölgesinde meydana gelen kasılmalara ve PMS (Adet Öncesi Dönem) döneminde bölgesel şişkinliklere sebebiyet verebilmektedir.

İyi huylu bir durum olarak adlandırılsa da adenomyozis hastalığı, hasta yaşamını olumsuz yönde etkiler ve günlük yaşam faaliyetlerine engel olur, bu nedenle tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Şiddetli ağrılar ve beraberinde gelebilecek olan kanamalar tedavi edilmesini şart hale getiren olumsuz etkilerdendir.

Adenomyozis Nasıl Gelişir?

Adenomyozis hastalığında, endometrium olarak adlandırılan ve rahim içindeki yüzeyi kaplayan doku, rahmin kas duvarına doğru büyümesine sebep olur. Bu olgu sonucunda endometrium tabakası adet döneminde kalınlaşmaya başlayarak, incelip kanama ile dökülmektedir. Bu anormal duruma karşı adenomyozis dokusu normal bir iç doku gibi davranmaya devam ettiğinden dolayı rahim boyutlarında büyümelere sebebiyet verir.

Adenomyozis Hastalığı Türleri Nelerdir?

Adenomyozis hastalığı kişiden kişiye göre değişmekte olup 2 ayrı şekilde görülmektedir.

  • Difüz Adenomyozis: 

Bireylerde en sık görülen adenomyozis türüdür. Rahim kas tabakası içerisinde sert doku halinde bulunan fibrosis ve endometrial doku adacıkları şeklinde görülmektedir.

  • Fokal Adenomyozis: 

Rahmin iç boşluğuna doğru büyüme yapabilen bir adenomyozis türüdür. Doku, miyom görüntüsünde olabilir.

Adenomyozis Belirtileri Nelerdir?

Adenomyozis hastalığı belirtileri kişiden kişiye göre değişmekte olup, bazı durumlarda hiçbir şikayete yol açmadığı için belirti vermeyebilir. Çeşitli bireylerde küçük çaplı rahatsızlıklara sebep olarak belirti verirken, bazı bireylerde ise şiddetli şikayetler meydana gelebilir, bunlar:

  • Kasık Ağrıları
  • Cinsel İlişki Sırasında Ağrı Hissi
  • Pıhtılı Adet Kanaması
  • Normal Sürecinin Dışına Çıkarak Uzayan Adet Kanaması
  • Şiddetli Düzeyde Adet Kanaması
  • Ara Kanamalar
  • Şiddetli Düzeyde Adet Sancıları
  • Makatta Baskı Hissi
  • Mesanede Baskı Hissi

olarak öne çıkmaktadır. Tüm bunların yanı sıra depresyon, anksiyete, yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi, gergin ruh hali ve kansızlık gibi olgulara da sebebiyet vermektedir. Adenomyozis hastalığının kısırlık sebeplerinden bir tanesi olup olmadığı ise henüz bilinmemektedir.

Adenomyozis Neden Meydana Gelir?

Östrojen temelli olan adenomyozis hastalığının neden meydana geldiğine ilişkin kesin bir ifade bulunmasa da tetikleyici bazı unsurlar kesin olmamakla birlikte araştırmalarla ortaya koyulmuştur.

  • Adenomyozis – Doğum Bağlantısı: Bir teori olarak ele alınan bu ihtimalin temelinde doğum sonrasındaki dönemde rahimdeki iç zar yapısının iltihaplanması sonucu uterus düzenlemesini sağlayan hücrelerin doğal sınırlarından çıkması vardır.
  • Kök Hücre Teorisi: Bir başka teori olan kök hücre teorisinde ele alınan ihtimal, kemik iliği kök hücrelerinin uterus kasını sarmış olabilmesidir.
  • Gelişime Bağlı Olgular Teorisi: Gelişime bağlı faktörler teorisinde rahmin ilk oluştuğu süreçte, kaslar arasında biriken endometrial dokuların adenomyozise sebep olduğu düşünülmektedir.
  • Endometrial Doku Büyümesi Teorisi: Sezaryen doğum gibi rahim bölgesine müdahale içeren ameliyatlarda yapılan kesiler endometrial hücrelerin uterus duvarına giriş yapmasını tetikleyen müdahaleler olduğundan dolayı adenomyozis hastalığına sebebiyet verebilecek durumlardan biri olarak görülmektedir.

Adenomyozis Tanısı Nasıl Koyulur?

Adenomyozis tanısında öncelikle hasta şikayetleri ele alınmaktadır. Hekime aktarılan şikayetler sonrasında adenomyozis şüphelenmesi meydana gelirse fiziksel muayene yapılmaktadır. Jinekolojik muayene ile rahimde meydana gelen durumlar tespit edilir. Adenomyozis kesin tanısı için kullanılan tıbbi görüntüleme yöntemleri aşağıdaki gibidir:

  • Ultrasonografi: Kesin olarak adenomyozis teşhis edilemese de ultrasonografi görüntüleme ile endometrium, kas duvarı ve rahim inceleme altına alınmaktadır.
  • MRG (Manyetik Rezonans Görüntüleme): Yüksek düzeyde vajinal kanama şikayeti olan hastalar için adenomyozis tanısını doğrulamak amacıyla MRG yöntemi kullanılabilmektedir.
  • Sonohisterografi: Bu tanı yönteminde küçük bir tüp kullanılarak rahime salin enjekte edilmektedir.
  • Endometrial Biyopsi: Rahimden doku örneği alınan bu yöntemde esas alınan olgu, ciddi düzeyde vajinal kanamaların başka rahatsızlıklara bağlı olup olmadığını ortaya koymaktır.

Adenomyozis Tedavi Yöntemleri Nelerdir, Gebe Kalmak İsteyenler İçin Hangi Tedavi Uygulanabilir?

Tedavi yöntemleri kişiden kişiye göre değişmekle beraber, gebelik beklentisine ve belirtilerin yoğunluğuna göre esas alınarak gerçekleştirilir. Hafif belirti ve şikayetlerle başvuran hastalara uygulanan yöntem genel olarak krampları gidermek için ağrı kesici ilaçlar vermek ve ısı uygulamaktır. Şiddetli belirtilere sahip hastalarda başvurulan tedavi yöntemleri ise aşağıdaki gibidir:

  • Hormon Tedavisi: Şiddetli ağrılar ve ağır kanamalar yaşayan hastalara uygulanabilecek hormon tedavisinde uterusa hormon salgılayan araçlar yerleştirilmektedir.
  • Histerektomi: Adenomyozis hastalığına kesin çözüm olarak bilinen bu tedavi yönteminde rahim, cerrahi müdahaleyle çıkarılır. En şiddetli belirtileri yaşayan hastalar için uygulanan bir tedavi yöntemidir.
  • İltihap Giderici İlaç Tedavisi: Adet kanaması öncesindeki 1 – 2 günlük süreçte kullanılması gereken ve hafif düzeyli ağrıları tedavi etmesi beklenen steroid olmayan ilaçlar, hafif belirtiler yaşayan hastalar için sık kullanılan bir yöntem olarak öne çıkmaktadır.
  • Uterin Arter Embolizasyonu: Embolizasyon yapılarak adenomyozis dokusuna kan akışı sağlayan kan damarlarını tıkamayı esas alan bir tedavi yöntemidir. Hastanın kasık damarlarına yerleştirilen küçük parçacıklar ile kan akımı kesilmekte ve bunun sonucunda adenomyozis dokusu küçülmeye başlamaktadır.
  • Endometrial Ablasyon: Rahim zarının tahrip edildiği bu tedavi yönteminde şikayetlerin hafifletilmesi hedef alınır. Adenomyozis dokusunun rahim kas duvarlarına yüksek düzeyde nüfuz gerçekleştirmediği durumlarda başvurulmaktadır.
  • Doğum Kontrol Hapları: Yumurtlamayı önleyici etkileri bulunan doğum kontrol hapları kanamayı azaltmaya yardımcı olabilmektedir.

Gebe kalmak isteyen fakat adenomyozis hastalığına sahip olan bireyler için uygulanabilecek tedavi yöntemi ağrı kesici ilaçlardır. Şiddetli ağrı ve kanamaya sahip olan hastalar gebelik istedikleri sürece kadar yalnızca progesteron içeren rahim içi araçları kullanabilirler.

Adenomyozis Hangi Sıklıkla ve Hangi Bireylerde Görülür, Gebe Kalmaya Engel Midir?

Adenomyozis hastalığı genel bazda %20 oranında görülen bir hastalık olmasının yanı sıra en sık 40 – 50 yaş aralığındaki kadınlarda görülmektedir. Bununla birlikte son yapılan araştırmaların ortaya koyduğu verilere göre genç kızlarda görülme sıklıkları da artış göstermiştir.

Gebe kalma şansını azaltan bir hastalık olan adenomyozis, salgılanan bazı maddeler sonucu bebek sahibi olmaya engel olabilmektedir. Bunun yanı sıra tüp bebek tedavisi için de olumsuz etken olarak öne çıkmaktadır çünkü adenomyozisin cerrahi yöntemlerle çıkarılması sonucunda rahim iç yüzeyinin yapısında bozulmalar meydana gelerek döllenmiş embriyonun tutunması zorlaşır. Ek olarak gebelik veya doğum sırasında rahimde meydana gelebilecek yırtılmalar da önemli risk faktörleri arasındadır.

Adenomyozis Tedavisinde Prof. Dr. Selahattin Kumru

Yukarıda yer alan belirtilerden çoğuna sahipseniz mutlaka bir hekime görünmeli ve tetkiklerinizi yaptırmalısınız.

Genç kızlarda sıklıkla görülmeye başlayan adenomyozis hastalığı tedavisinde hızlı ve doğru tanı ile bireye özel tedavi yöntemleri uygulayan Prof. Dr. Selahattin Kumru, miyom, rahim sarkması, yumurtalık kisti gibi birçok kadın hastalığına yönelik hizmet gerçekleştirmektedir. Tüm bunların yanı sıra:

  • Fatal Terapi
  • Fetoskopi
  • PUV (Posterior Üretral Valv)
  • Amniyotik Bant
  • İkizden İkize Transfüzyon
  • Kan Uyuşmazlığı
  • KDH (Konjenital Diyafragma Hernisi)
  • Gebelik Zehirlenmesi
  • Dış Gebelik
  • Endometrial Polipler
  • İdrar Kaçırma
  • Histeroskopi
  • Bartolin Kisti
  • Çikolata Kisti

gibi birçok tanı ve tedaviyi de Antalya / Muratpaşa’da yer alan kliniğinde gerçekleştirmektedir. Adenomyozis tanısı ve tedavisi veya diğer tüm hastalıklar için ilgili iletişim kanallarını kullanarak kliniğimize başvurabilir, bilgi ve hizmet alabilirsiniz.

Önceki yazımıza https://www.selahattinkumru.com/rahim-sekil-bozuklugu-hamilelik-icin-engel-mi/ linkinden ulaşabilirsiniz.

rahim-sekil-bozuklugu-hamilelik-icin-engel-mi

Rahim Şekil Bozukluğu Hamilelik İçin Engel Mi?

Rahim şekil bozukluğu, çoğunlukla hamile kalmayı önleyebilen veya düşük riskini yükseltebilen bozukluklardan bir tanesidir. Rahim şekil bozukluğuna sahip olan her birey kesinlikle hamile kalamaz gibi bir yaklaşım söz konusu olmasa da şekil bozukluğu türlerine ve diğer faktörlere bağlı olarak gebe kalamama durumu meydana gelebilmektedir. Erken tanı beraberinde en makul tedavi uygulandığı taktirde kişiler hamile kalabilirler.

İstenilen gebeliğin meydana gelmemesiyle birlikte rahim içerisindeki doku her ay kendini yenilemektedir. Bu yenileme ile birlikte rahim, bir sonraki ay için kendini gebeliğe hazırlar. Fakat rahimde bulunan şekil bozuklukları, rahim her ay kendini yenilese bile gebe kalmayı önleyebilmektedir. Bu nedenle kişide bir rahim bozukluğu söz konusu ise bu durum gebelikten önce incelenmeli ve tanı koyulmalı, daha sonra tedavi süreci gerçekleştirilmelidir.

Rahim Şekil Bozukluğu Nedir?

Normal rahim, ters armut şeklinde olan bir yapıdadır. Her kadında aynı olmayan rahim şekil bozukluğu, ters armut şeklinden farkı bir şekle sahip olmasıyla beraber rahmin gerekli fonksiyonlarını gerçekleştirememesi anlamına gelir. Rahim şekil bozukluğu doğuştan gelen bir durum olabileceği gibi sonradan meydana gelen bir durum da olabilmektedir.

Doğuştan gelmeyen rahim bozukluklarına sebebiyet veren olgular genellikle iç doku iltihaplanmaları, bazı vajinal enfeksiyonlar ve rahim içerisinde oluşan tümörlerdir. Bunun yanı sıra basit türde rahim şekil bozuklukları olabileceği gibi, ciddi türde rahim şekil bozuklukları da meydana gelebilir. Bu farklılıklar tedavi sürecini etkileyen ayrıştırıcı durumlardır. Ciddi rahim bozukluklarının tedavi edilmemesi ölü doğumlara da sebep olabilmektedir. Yaklaşık olarak 200 kadında 1 olarak görülen bu bozukluğun türleri aşağıdaki gibidir:

  • Çift Rahim

Uterus Didelphys olarak adlandırılan çift rahim durumu, hastaların aynı anda iki rahime sahip olması durumudur. İki rahim kanalının birleşmediği bu durumda iki ayır tüp ve iki ayrı rahim meydana gelmektedir. Çok sık görülmemekle birlikte çift rahim durumu, hastaların iki vajinaya sahip olabilmelerine yol açmaktadır.

  • Yarım Rahim

Unicornuate Uterus olarak bilinen yarım rahim durumunda tüplerin ve rahmin tam olarak birleşmemesi söz konusudur. Bununla birlikte normal bir rahmin yarısı kadar olan rahim tek bir tüpe bağlı olmaktadır.

  • Kalp Şeklinde Rahim

Bicornuate Uterus olarak adlandırılan kalp şeklinde rahim bozukluğu türü, rahmin kalp şeklinde olmasıyla bilinen bir yapısal bozukluktur.

  • Agenezi 

Doğuştan vajina yokluğu olarak da adlandırılabilen agenezi durumu, bireyin vajinasının anne karnındayken hiç gelişmemesi veya az gelişmiş olması durumudur.

  • T Şeklinde Rahim

Yapı ve şekil olarak tam bir T harfine benzeyen bu yapısal bozukluk, rahmin yan duvarlarında darlık oluşmasına sebep olmaktadır. Buna ek olarak rahmin iç kavitesi de hacim olarak daralmaktadır. Normalde üçgen bir yapıya sahip olması gereken rahim iç kavitesi, T şeklinde rahim bozukluğu durumunda T şeklinde olmaktadır.

  • Y Şeklinde Rahim

Yine rahim iç kavitesindeki şekil Y harfine benzediği için Y şeklinde rahim ismini alan bu bozukluk türünde rahmin dış kısmı gayet normal durumdayken iç kısmında üst duvar içeri kısma doğru girintiye sebep olmaktadır.

Rahim Şekil Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

Rahim şekil bozukluğu genel olarak belirti vermeyen bir durum olsa da aşağıdaki durumların görülmesi sonucunda bir hekime başvurulması son derece büyük önem taşır.

  • Yüksek sancılı adet dönemleri
  • Adet dönemi dışındaki süreçte karın ve kasık bölgesinde ağrı
  • Gebeliklerin sürekli düşük ile sonuçlanması
  • Adet olmama
  • Erken doğum yapma

Adet olmama başta olmak üzere bu belirtilerle bir hekime başvurulması sonucunda rahim filminin çekilmesi (HSG), MR ve 3 boyutlu ultrason ile rahim şekil bozukluğu tanısı koyulmaktadır. Rahim filmi çekilmesi sonucu bazı rahim bozuklukları tespit edilemese dahi MR ve 3 boyutlu ultrason görüntüleme teknikleri ile detaylı incelemeler gerçekleştirilerek durum tespiti yapılabilmektedir.

Rahimde perde durumunda da Y şekli belirgin olabilmektedir. Yaşanan bozukluk türüne göre tedavi süreci değişeceğinden dolayı rahimde perde ile Y şeklinde rahim bozukluğunun birbirine karıştırılmaması gerekir. İki durumu birbiriyle karıştırmamak amacıyla laparoskopi ve histeroskopi yapılabilir.

Rahim Şekil Bozukluğunun Sebep Olduğu Olumsuz Durumlar

Gebelik sonrasında rahim şekil bozukluğu durumu anlaşılan hastaların bazı olumsuz durumları yaşamaları kaçınılmazdır. Rahim şekil bozukluğuna sahip olan hastalar bebeklerini taşımakta oldukça zorlanabilirler, bununla birlikte sıklıkla tekrarlanan düşükler meydana gelmektedir. Rahmin tam birleşememesi durumunda embriyo çift rahimli olur ve bu durumda gelişmeye çaba gösteren embriyo, organların oluşma sürecinde bozukluklara sebep olarak, bebekte sağlık problemlerini meydana getirebilir.

Rahim Şekil Bozukluğu Tedavi Edilebilir Mi?

Öncelikle her türdeki rahim bozukluğu için tedavi şart değildir. Genel olarak rahim bozukluklarının önemli bir kısmı ilaçla yönetilebilmektedir. Bu tür durumlarda hastalara genellikle ilaç tedavisi önerilmektedir. Fakat yüksek oranda şiddet içeren kanama, ağrı ve tekrarlanan düşük şikayetleriyle gelen hastalara cerrahi müdahale önerilmektedir. Rahim şekil bozukluğu tedavisinin, hastalığın türüne göre değişen yöntemleri mevcuttur. Hangi tedavinin uygulanacağı hastadan hastaya göre değişkenlik göstermektedir. Bu yöntemler 3 ana başlıkta incelenebilir:

  • Histeroskopi

Histeroskopi tedavisi genellikle T şeklinde rahim bozukluğu görülen hastalar uygulanmaktadır. Rahim boşluğu, vajenden rahim içerisine giriş yapılarak yan duvarların kesilmesiyle birlikte genişletilir. Oldukça kolay bir müdahale olan bu yöntem yaklaşık olarak 30 dakika sürmektedir. Histeroskopi tedavisi sonrasında iyileşen hastalar gebe kalıp çocuk sahibi olabilirler.

  • Strassman Metroplasty

Genel olarak Y şeklinde rahim bozukluğu tedavisinde uygulanan bu yöntemle rahme sıfırdan şekil verilmesi planlanır. Rahimdeki Y şekli düzeltilmekte ve tekrardan armut şekli verilmektedir. Y şeklinde rahim bozukluğu hamileliğe engel olmasa da çoğunlukla erken doğum ve düşük yapmaya sebep olmaktadır. Nadir uygulanan yöntemlerden bir tanesidir.

  • Histerektomi

Histerektomi tekniği, Septate Uterus (Rahimde Perde) görüldüğü durumlarda uygulanan bir tedavidir. Yine oldukça basit olan bu işlemde rahme giriş yapılır, orta hat kesilir ve rahim şekli düzeltilir.

Yukarıda ele alınan bilgiler kapsamında, görülen belirtilere sahip olunması durumunda mutlaka bir hekime başvurulması gerekmektedir. Her hastalıkta olduğu gibi rahim şekil bozukluğu durumunda da erken tanı, özellikle gebe kalmak isteyen bireyler için son derece önem arz etmektedir. Ölü doğumlar, düşük yapma ve diğer tüm istenmeyen durumların yaşanmaması için gebelik öncesi tanı ve tedavi esastır.

Rahim Şekil Bozukluğu Tedavisinde Prof. Dr. Selahattin Kumru

2020 yılından beri Muratpaşa/Antalya’da bulunan kliniğinde hizmet veren Prof. Dr. Selahattin Kumru, kişiye özel tedavi planı uygulayarak hastaları kısa sürede çözüme ulaştırmaktadır.

Prof. Dr. Selahattin Kumru kliniğinde:

Ve kadın hastalıkları kapsamında daha birçok tedavi uygulanmaktadır. Son teknoloji yöntemlerle kolay erken tanı ve kişiye özel tedavi planlamaları ile hizmet alabilirsiniz. Bilgi ve randevu almak için ilgili telefon numaralarımızdan ve e-posta adreslerimizden bize ulaşım sağlayabilir veya web sitemizdeki formu doldurarak mesaj bırakabilirsiniz.

Önceki yazımıza https://www.selahattinkumru.com/tup-bebek-tedavisi-sureci-hakkinda-her-sey/ linkinden ulaşabilirsiniz.

2020, Prof. Dr. Selahattin Kumru. Tüm Hakları Saklıdır. Web Tasarım